GÜNÜN SOHBETİ
HER YERDE VAADLERE SADIK KALMAK
Aile ve iş çevresinde yalan vaadlerde bulunmamak gerekir.
Safvan İbnu Süleym (r.a) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü! dedik, mümin korkak olur mu?"
"Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:
"Evet!" buyurdular. Biz yine:
"Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."
İmam Gazali (r.aleyh): “Yalan yere söz vermek, münafıklık alametidir. Eğer söz veren kimse söz verirken içinden onu yerine getirmeyeceğine karar vererek söz verir ve sözüne ters hareket ederse, bu münafıklık alametidir. Amma sözünü yerine getirmeye kesin karar verdiği hâlde, başına gelen bir durmadan dolayı sözünü yerine getirememesi, münafıklık değildir; fakat nifağa benzeyen şeylerden de sakınmak gerekir.
Yalan konuşmak ve yalan yere yemin etmeye gelince, bunlar günahların en kötülerindendir; ancak bazı durumlarda yalana izin verilmiştir. Bu konuda şunu bilmek gerekir:
Söz, insanı maksadına götüren bir vesiledir. Güzel bir maksada doğru sözle ulaşıldığı gibi yalan sözle de ulaşılsa, bu durumda yalan söylemek haramdır. Güzel bir sonuca, doğru sözle değil de ancak yalan ile ulaşılabilse, bu durumda yalan mübah serbest olur. Eğer ulaşılmak istenen sonuç, hayırlı ve gerekli ise, hüküm budur.”
Zira Esmâ Bintu Yezid (r.a) rivayet ettiği hadis-i şerifte : "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi âdemoğluna haramdır: Bu üç yere gelince:
1. Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı.
2. Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir.
3. İki Müslüman’ın arasında sulhu sağlamak kastıyla söylenen yalan."
Bir başka rivayette ise:
Ümmü Gülsüm Bintu Ukbe (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v)'i işittim, diyordu ki:
"Halk arasını düzelten ve bunun için hayır kastiyle söz ulaştıran veya hayır kastiyle (yalan) söyleyen, yalancı değildir" buyurduğunu işittim, demiştir.
Ayet ve hadis-i şeriflerin beyanıyla, yalan ve mesnetsiz vaade bulunmak yerilmiş bir tutumdur. Dolayısıyla her müminin toplumun her katmanında ve Rabb’i olan ilişkisinde bu fiillerden uzak durması gerekir.
Toplumumuzda, yalan ve onun iç dinamiklerinin oluşturduğu kötü sonuçları o kadar masum bir hâl almıştır ki, adeta bu fiiller ile yaşamak büyük bir beceri ve sanatkârane davranış olmuştur.
Ailemiz ile olan ilişkilerimizde yalan ve yalan yere vaadler sanki oyalamaca olarak kullanılan bir metot olmuştur. Bu algılama o kadar hayatımızda yer almış ki sanki doğru ve hakikat ehli olmak çokbilmişlik ve doğrucu başı olmak gibi bir suçlamaya kadar varmıştır.
Hâlbuki Allah’ın Resulü (s.a.v) ebeveynlerin evlatlarına karşı tutumlarına dikkat çekmek ve çocuklarınızı oyalamak kastı ile dahi olsa bir aldatmanın sonucunu şöyle dile getirir:
Abdullah İbnu Amir (r.a) anlatıyor: "Bir gün, Resulullah (s.a.v), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve:
"Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam anneme:
"Çocuğa ne vermek istemiştin?" diye sordu.
"Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalatu vesselam:
"Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan, üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular."
Hâl böyle olunca hane halkı içinde (bu kadar hafif olmasa da) bir mümin, kendini temize çıkaracak ve çevresindekileri oyalayacak kendisine göre ne kadar masum yalanlar ve asılsız vaadlerde bulunur bir düşünmek gerekir.
Kur’anî ahlak ve sünnete ait gerçeklerin arka plana atıldığı bu zaman diliminde yapılan haram fiillerin manevi hayatımıza olan zararlarını ve hayırlı, iyi birer birey olması için çırpındığımız evlatlarımıza bizlerden kalan kötü bir mirasın onlar üzerindeki etkilerini hiç mi hiç düşünmüyoruz.
Aile hayatımızda böyle davranırken acaba toplumun diğer katmanlarında başka bir türlü mü davranıyoruz?
Hayır, çünkü yaratılmışların en şereflisi olan insanoğlu şaka ile dahi olsa kazandıkları alışkanlıklarını ve ahlaklarını çok kolay terk edemezler. Yani kazanılan bu edinimler onların birer mülkü olmuştur. Bu kazanımlar ister menfi boyutta olsun ister müspet boyutta olsun aynıdır.
Bir fikir jimnastiği yaparak toplumda sıkça yapıla gelen yanlış uygulamaları bir değerlendirelim.
Beşeri ihtiyacımıza binaen kendimize en yakınımız hissettiğimiz insanlardan bin bir rica ve minnetle, yüzümüzü kızartarak istediğimiz yardım çağrılarını düşünelim…
Onların bu yardıma cevap vermeleri için koşulan ön şartlara hiç mi hiç aldırış etmeden sadece işimizin görülmesi için asılsız vaadlerde bulunmak ve yalan sözler vermek vb. birçok davranış bizim toplumun nazarındaki itibarımızı ve Rabb’imizin katındaki değerimizi göstermez mi?
Yapılan bu sahteciliğin sonuçlarını hiç mi düşünmüyoruz?
Müslümanların kardeş olduğu hakikatini, kötü zihniyetli insanların aldatmaları yüzünden ”Bu zamanda bu türlü insan bulmak kolay değil” diyerek su-i zanna sahip olmalarına verdiğimiz katkıyı ve buna benzer sebepler yüzünden birbirlerine vebalı gibi bakan Müslümanları unutmamak gerekir.
Çok küçücük menfaatler karşılığı söylenen yalan ve yalan vaatlerde bulunmanın sonucu, kardeşler arasındaki masumane duyguların kaybolup yerine menfaatperest duyguların hâkim olmasıdır.
Yapılan bu çirkin fiillerin hepsi şeytan-ı lainin birer fitnesidir.
Allah-u Teala, şeytanın bu ahlakını “O size hep çirkin ve murdar işleri emreder” diye bildirir ve bunu hangi usulle yerine getirdiğini de:
“İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!", "… and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım…" beyanıyla müminlere göstermiştir.
Allah’u Teala’ya verdikleri ahidlerine uymayanları: "Sana uyan azgınlardan başka” Ahidlerine uyan mü’minlerin üzerinde hiçbir etkisinin olmayacağını da: “kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur." buyurarak bildirmiştir.
İşte bu hakikati bilen Allah dostları günahların anası hükmündeki fiilleri ve onlara asla yaklaşmamamız gerekliliğini bizlere söylemişlerdir.
Şâh Kirmânî (k.s) sohbetindeki müritlerine; “Yalandan, hainlikten ve gıybetten sakının; sonra ne yaparsanız yapın!” buyurarak toplumun her katmanında iyi bir fert olmanın yolunu göstermiştir.