EHL-İ BEYT SEVGİSİ
“Andolsun ki Allah, müminlere kendilerinden, onlara kendi ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur.”
Allah Teala’ın lütuf, ihsan ve kerametine bakın ki, insanlara kendi içlerinden, özlerinden, onlarla aynı duygu ve düşünceyi paylaşan: Hakk’a giden yolda onların rehber ve pişdarı olan: İmama ihtiyaçları olduğunda önlerine geçebilen, kumandaya ihtiyaç duyduklarında, onları en mükemmel idare eden bir nebi, bir elçi gönderdi…
”(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” beyanı ile de Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i rahmete bir vesile olduğunu, ona uyanların ve sevmenin kurtuluşa vesile olacağını belirtmektedir. Zira Allah-u Teala yaratmış olduğu şu âlemde her şeyi bir başka şeylere vesile kılmıştır. Öyleyse Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i sevmek Allah-u Teala’yı sevmeye vesiledir.
Cenab-ı Hakk’ın bu sevgisine mahzar olmuş, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ehli de bu sevginin bir parçasıdır. Çünkü şanı yüce olan Allah Teala, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e itaati kendisine itaat gibi belirtmiş ve: “Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun.” buyurarak peygambere itaatı şart saymıştır. Peygamberine bu kadar büyük vasıflar yükleyen Allah-u Teala, onun ehlinin de peygamberi ahlakla vasıflanması ve ümmet-i Muhammed’e örnek teşkil etmesini ve bütün pisliklerden arınmasını dileyerek:
“Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.” buyurmuştur.
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) çocuklardan olduğu gibi, Hz. Ali dahi Hz. Peygamberin evinde yetişmiş ve Hz. Fatıma ile birlikte yaşaması dolayısıyla özel bir mensubiyeti elde etmiş bulunduğundan o da ehli beyttendir. Fakat bunların ehli beytten olması Hz. Peygamber'in diğer kızlarının ve onlardan olan çocuklarının da ehli beytten olmasına engel değildir, aksine olmalarını gerektirir.
Fakat ne tuhaftır ki Şia, âyetin konusunu oluşturan Peygamberin tertemiz hanımlarını dahi hesaba almayarak ehli beytin, Hz. Peygamberi kendisiyle Ali, Hasan, Hüseyin, Fatıma (r.anhüm)den ibaret olduklarında ısrar etmek istemişler ve bu yüzden İslam tarihinde çok büyük gürültüler çıkarmışlardır. "Selman bizden ve ehli beyt'tendir" hadisiyle, özel mensubiyet ile Selman bile ehli beytten sayıldığı halde, Peygamberle birlikte geceleyip yatan, temiz hanımların ehli beytten hariç sayılmaları ne garip bir taassuptur”
Allah-u Teala’nın, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e ve ehl-i beytine gösterdiği bu ihtimam bizlerinde düşünmemize sebep olmaktadır. Rabb’imizin Kur’an-ı mübinde bahsettiği ehl-i beyt-i acaba kimlerdir? Acaba ehl-i beyti sevmek gerekli midir? Sorularına cevap bulmak gerekir.
Ehl’in lügat manası: Yabancı olmayan, alışık olduğumuz, dost, sahip, mensup, evlat, iyal, kavm, müteallikat, mahir, usta, üstad, muktedir, becerikli demektir.
Beyt; ev, oda, hane manasına gelir.
Ehl-i beytin, İslam âlimleri tarafından bir çok mana verilmişse de genellikle üstünde durulan manası, Peygamber efendimiz (s.a.v)’in ailesi olarak algılanmaktadır.
Sa'd İbnu Ebi Vakkâs (r.a) anlatıyor: "Şu ayet indiği zaman, (mealen): "Sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle bu hususta mücadele edecek olursa de ki: "Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendinizi ve kendimizi çağırıp toplanalım, sonra niyaz edelim ki, Allah'ın laneti yalancılar üzerine olsun!" , "Resûlullah (s.a.v); Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin (r.anhüm ecmain)'i çağırdı ve: "Allah'ım, bunlar da benim ehlim (ailem)" buyurdu."
Ümmü Seleme (r.anha) anlatıyor: "Ben "Resûlullah(s.a.v)'ın evinin kapısında iken şu ayet nazil oldu: "...Ey peygamber ailesi! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" Evde "Resûlullah (s.a.v), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin vardı. Onlara bir örtü bürüdü ve:
"Allah’ım, işte bunlar benim ehl-i beytimdir, bunlardan günahı gider ve bunları kirlerden tertemiz kıl!" buyurdu. Ben atılıp:
"Ey Allah'ın Resûlü! Ben ehl-i beytten değil miyim?" dedim. Bana:
"Sen (yerinde dur, sen zaten) hayırdasın, sen Resûlullah'ın zevcesisin!" diye cevap verdi." Hadis-i şerifin son bölümünün tevilinde şöyle denmiştir “Sen (zaten) hayırlısın. Benim ehl-i beytim olman sebebiyle, bir de örtümün altına girmeye ihtiyacın yok” diyerek örtünün altında bulunan Hz. Ali (r.a)’ın varlığı sebebiyle örtünün altına girmesini men etmiştir.
Benzer bir Hadis-i şerifi de Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v), üzerinde siyah (yünden) nakışlı bir kumaş olduğu hâlde sabahleyin (evden) çıktı. O sırada Hasan geldi, onu örtünün altına soktu. Sonra Hüseyin geldi onu da soktu. Sonra Fatıma geldi, onu da soktu. Sonra Ali geldi onu da örtünün altına soktu. Sonra da: "Ey Ehl-i Beyt Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" buyurdu."
Hz. Enes (r.a) anlatıyor: "Şu ayet indiği zaman (mealen): "... Ey peygamber ailesi! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" "Resûlullah (s.a.v) sabah namazına giderken, altı aya yakın bir müddette, Hz. Fatıma (r.a)'nın kapısına uğrayıp: "Namaz(a kalkın) ey Ehl-i Beyt "Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor!" buyurdu."