İman, kalp ile tasdik, dil ile ikrardır. Tasdik kalp, dil ve fiil ile gerçekleşir. Kalp ile tasdik bir hükmün veya bir sözün kalben doğru olduğunu tasdik etmek, gerçek olduğuna kanaat getirmek ve şek ve şüphesiz inanmaktır. Dil ile tasdik bir hükmün başkasının duyacağı şekilde ifade etmektir.
Fiil ile tasdik ise hükme göre hareket etmektir, emredileni gereği gibi yerine getirmektir. Kalp ile tasdik ve dil ile ikrar edilmeyen, fiil ile gerçekleştirilmeyen bir iman eksik kalır. Kalp ile dil aynı şeyi söyler ve kabul ederse iman gerçekleşir. Ama fiillerle ispat ederse bu da kamil olur. Kuran-ı Kerim, imanın tasdik boyutuna değişik vesilelerle işaret eder. Nitekim Hz. Yusuf’un kardeşleri ve babalarına,
‘’Ey babamız! Biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusuf’u da eşyalarımızın yanına bırakmıştık, o sırada onu kurt yemiş! Şimdi biz doğruyu da söylesek sen yine de bize inanmazsın, dediler’’ (Yusuf 12/17) Yani sen bizi tasdik etmezsin demektir.
‘’Ey peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla ‘iman ettik’ diyen münafıklar ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin’’ (Maide 5/41)
‘’Bedeviler, ‘İman ettik’ dediler. De ki: ‘Siz iman etmediniz, belki İslam’a girdik (zahirden teslimiyet gösterdik) ‘ deyin. İman henüz sizin kalplerinize girmedi’’ (Hucurat 49/14)
Görüldüğü gibi gerçek iman, kalp ile tasdik etmekten ibarettir. Sadece dil le ifadenin bir değer taşımadığı anlaşılmaktadır. İkrarın gerekliliği ile de şu ayet delil olarak gösterilebilir: ‘’Allah’a ve bize indirilen her şeye inandık…’’ (Bakara 2/136)