GÜNÜN SOHBETİ

 

"KUR’AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ"

 

Yüce Allah insanoğlunu yarattıktan sonra başıboş bırakmamış, kendisine ibadet etmelerini ve dini  yaşamalarını emretmiştir. Din, Yüce Allah (c.c) tarafından Peygamberlere vahiy yoluyla gönderilen ve insanları hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutluluğa eriştirecek emir ve yasaklar manzumesidir. Dinimizin  başlıca  iki temel kaynağı vardır.  Bunlar Kur’an  ve  Sünnettir.  Kuran ve sünnet  ise tam bir uyum  ve  tam bir bütünlük içindedir.  Yüce Allah “Peygambere itaat  eden  Allah’a itaat  etmiş olur.” buyurmakta ; Hz. Peygamber (s.av)  de insanlardan söz  alırken kitap ve sünnetin  emirlerini dinlemelerini  ve onlara uymalarını  şart koşmaktadır. Yine Peygamberimiz (s.a.v), veda  haccı hutbesinde  “Size iki emanet bırakıyorum. Bunlara  sımsıkı  sarılırsanız asla  delalete düşmezsiniz. Bunlar Allah’ın Kitabı  ve benim  sünnetimdir.” buyurmuştur.

 

Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim, insan hayatının bütününe hitap etmektedir. İnanç, ibadet, ahlak gibi konuları içine almaktadır. Hz. Peygamber, (s.a.v) Kur’an’ı Kur’an’la açıklamıştır. “Bu Kur'an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır.” ayeti Kur’an’ın kendini açıklayıcı özelliğine işaret etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de peygamberliği boyunca Kur’an ayetlerinin açıklayıcısı olarak hayatını sürdürmüştür. Yaşadığı toplumda meydana gelen olaylarda, eğer ayette herhangi bir hüküm yoksa vahyin ışığında o konuyla ilgili çözüm aramış ve insanlara yol göstermiştir. Nitekim Yüce Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de: “O (Peygamber) onlara iyiliği emreder ve kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar.” Başka bir ayette: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.” buyurmaktadır. Diğer bir ayette: “Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” buyurmaktadır. Nisa suresinin 59. ayetinde ise  “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -eğer gerçekten Allah a ve ahiret gününe inanıyorsanız- onu Allah a ve Resülüne götürün. İşte bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.” Ayetiyle de meselelerin çözümünde Kur’an ve Sünnet’e muracaat etmemiz istenmektedir. Yüce Allah’ın ilahi kitaplarda emrettiği ve kullarından yapmalarını istediği ibadetler, Peygamberlerin hayatında sembolleşmiş, güzel birer örnek halini almıştır. Bunun içindir ki  Kur’an’ı  anlamada  ve ibadetleri uygulamada Hz. Peygamberin  olmazsa olmaz  bir mevkisi vardır. Yüce  Allah, Hz. Peygamberin  dindeki bu  önemli  yerini, Kuran-ı Kerim’de  kendisi tayin etmiştir. Hz. Peygamberi  sevmek, ona inanmak, ona itaat etmek, onun getirdiklerini almak yasaklarından kaçınmak, hepsi Allah’ın emridir. Allah (c.c) bir ayette  “O  hevasına  göre  konuşmaz,  Onun konuşması, kendisine vahyedilenden  başkası  değildir.” buyurularak Hz. Peygamberin   sözlerinin  de  davranışlarının  da bizler   için  ne derece  önemli  olduğu vurgulanmıştır

 

Hz. Peygamberin (s.a.v.) dindeki yerini  bilmemek ve dikkate  almamak, Yüce  Allah’a  ve  Kur’an ‘a  muhalefet  etmek  demektir. Çünkü Hz. Peygamber,  yetkisini  Kur’an’dan almaktadır. Bütün  bunlara  ilaveten din, samimiyet  ve sadakat ister. Yine din başta kalp olmak üzere, bütün azaların  huzur  bulduğu   bir  müessesedir.  Bu huzurun  sağlanması  ve devamı ancak Allah’a  ve Resulüne  inanmak  ve  onları  sevmekle  mümkündür. İnancımızı, sadakatimizi bozacak her türlü şüpheden uzak durmamız gerekmektedir.  Allah’ı   sevmek   ve bunun  karşılığında  Allah’ın sevgi ve merhametine   mazhar  olmak ise  Hz. Peygambere  tabi olmaya bağlanmıştır.  Nitekim  Allah-u   Teâlâ “Ey  Habibim! De ki Allah’ı  seviyorsanız bana uyun ki, Allah  da sizi  sevsin  ve günahlarınızı  bağışlasın. Allah bağışlayan  ve  esirgeyendir.

 

İnsanın dünya ve ahirette mutlu olması, ancak Kur’an ve sünneti kendisine düstur edinmesi ile mümkündür. Eğer Müslümanlar, kitap ve sünnetten uzaklaşırsa helak olmaya mahkûm olurlar. Kuran’ın ifadesiyle : “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır.” Çağımız insanlarının içinde bulunduğu buhran da bu değil midir? Sohbetimi şu ayetin mealiyle sonlandırıyorum: “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”

Hayırla kalın.

Geçmiş Duyurular  Güncel Duyuru