GÜNÜN SOHBETİ
"İSTİŞARE"
İnsanı diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan en önemli özellik akıl sahibi olmasıdır. Akıl sayesinde insan dünyadaki bütün nimetlerden istifade eder ve karşılaştığı her türlü sorunu rahatlıkla çözebilir. Ancak bazı meseleler vardır ki, bir tek insanın aklı ve düşüncesiyle çözülemeyecek kadar zor ve karmaşıktır. İşte bu durumlarda ortak akla ihtiyaç vardır. Bu ise istişareyle mümkündür. İstişare, Sözlükte “Birine bir konuyu danışmak, görüşünü sormak” demektir. Görüş alışverişinde bulunulan topluluğa da “Şûra” veya “müşâvere heyeti” denilmektedir. İşleri danışarak yapmak İslâm’ın temel ilkelerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’de Efendimiz (s.a.v.)’in şahsında bütün mü’minlere şu şekilde hitap edilmektedir: “İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” İstişare, kalpleri kuşku, endişe, suizan, korku ve vesvese gibi hislerden temizler, gönülleri rahatlatır. Geçici heveslere engel olur. Geçici heveslerin sonucu ise pişmanlık ve hüsrandır. Bu sebepledir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v) “İstişare eden asla pişman olmaz.” buyurmaktadır. Bununla birlikte “Bir millet istişare ettiği müddetçe zillete düşmez” sözü de meşhur olmuştur.
Efendimiz (s.a.v.), bazı önemli kararları almadan önce ashabıyla görüşmüş, onların fikirlerini almış ve alınan kararları uygulamıştır. Uhud savaşında, Mekke müşrikleri Allah Rasulü'nü (s.a.v.) öldürmek ve O'nun getirdiği Tevhid dinini ortadan kaldırmak istiyorlardı. Bu amaçla üç bin kişilik silahlı bir kuvvet toplamışlar, uzun yolları ve çölleri geçmiş, dağları, vadileri aşmış Medine önlerine gelmişlerdi. Allah Rasulü (s.a.v.) Ashabını toplayıp istişarede bulundu, kendi görüşlerini söyledi ve onların da görüşlerini sordu. Medine doğal bir kale mahiyetindeydi. Zira şehrin doğu ve batı yanı toplu geçişe izin vermeyecek şekilde sert kayalarla kapalıydı. Güneyi sık hurma ağaçları ve evlerle kapalıydı. Sadece kuzey tarafından toplu giriş mümkündü. Bu sebeple Allah Rasulü, şehirde kalıp müdafaa yapmak taraftarıydı. Bu görüşünü açıkça savundu. Ancak ashabı, özellikle Ensâr ve onların gençleri Medine’nin dışına çıkıp düşmanla orada karşılamayı ve meydan muharebesi yapmayı istiyorlardı. Çoğunluk meydan muhârebesi isteyince Peygamber Efendimiz (s.a.v) onların dediğini kabul etmek durumunda kaldı. Evine geldi, hazırlıklarını yaptı ve iki kat zırh giydi, silahını kuşandı. Tam bu sırada, Ashâbı Kiramdan bazıları Peygamberimizin görüşüne karşı direndikleri için pişmanlık duydular ve Efendimiz (s.a.v) ın evine gelip: “Ey Allah’ın peygamberi sen bizim dediğimize bakma, gençlerin aklına uyma. Kendi görüşünü uygula” dediler. Allah Rasulü (s.a.v): “ Hiçbir Peygamber silahını kuşanıp zırhını giydikten sonra, savaşmadan silahını çıkarmaz” dedi ve istişâre ile karar verildikten sonra kararını değiştirmedi.
İstişare ederken göz önünde bulundurulması gereken en önemli hususlardan biri, kime veya kimlere danışılacağı konusudur. Bu husus, yapılacak işin hayırla sonuçlanması için çok önemlidir. Kendisine danışılacak kişide şu özelliklerin olmasına dikkat edilmelidir: Liyakâtli yani akıl, feraset sahibi, sağlam fikirli ve keskin görüşlü olmak. Bununla ilgili olarak “Akıllı olanlardan fikir alın ki, doğruyu bulasınız.” buyrulmuştur. Güvenilir olmak. Bununla ilgili olarak ise “Kendisiyle istişare edilen, güvenilir bir kimse olmalıdır.” buyrulmuştur. Konu hakkında bilgi ve tecrübesi olmak. Dindar, samimi ve faziletli olmak. Bu konuda da "Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman biri ile müşavere ederse Allah onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar." buyrulmuştur. Öte yandan, aklını kullanamayan, emanete riayet edemeyen, kibirli, dedikoducu kimselere danışmanın kişiye hiçbir yarar sağlamayacağı da açıktır.
Gerek Kur’an ayetleri, gerekse Hz. Peygamber'in (s.a.v.) uygulamalarında, insanların her türlü işlerinde mutlaka başkalarının görüş ve tecrübelerinden yararlanması sonucu çıkmaktadır. Bu hem Allah’ın bir emri, hem Hz. Peygamber’in bir sünneti, hem de Müslümanların menfaati gereğidir. Bu nedenle Müslümanlar şayet her alanda başarılı olmak istiyorlarsa, İslâm’ın ortaya koyduğu istişareden azami derecede istifade etmeye çalışmalıdırlar. Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Biliniz ki Allah ve O’nun peygamberi istişare etmeye muhtaç değildir. Fakat Allah istişareyi ümmetim için bir rahmet kıldı. Ümmetimden her kim istişarede bulunursa doğruluktan ayrılmaz, her kim de istişare etmez ve kendi fikrini beğenirse hatadan kurtulamaz.”