GÜNÜN SOHBETİ

 

"DİN NASİHATTİR"

 

İnsanın ve toplumun kazandığı faziletler fert ve toplum düzeyinde korunması ve devamının sağlanmasının en etkili yolu nasihattir. Nasihat; öğüt vermek, iyi ve hayırlı işlere davet etmek, kötü ve şer olan şeylerden uzaklaştırmak demektir. "Nasihat, Rabbimizin kullarının arasından seçip görevli  kıldığı bütün Resul ve Nebîlerin ortak hareketidir ki bütün Resul ve Nebiler görevli kılındıkları toplumlarını iyiliğe, doğruya  güzele ve hakka davet ederek bütün çirkinlik, kötülük, yani şirk, küfür, fitne ve fesaddan alıkoymaya çalışmışlardır. Böyle bir görevden dolayı Hud (a.s.), kendisinin tebliğ ettiği hak dine gelmemek için direnen müşrik kavmine şu nasihatta bulunmuştur. "Size, Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben, sizin için güvenilir bir nasihatçıyım." Yüce Kitabımız Kuran­-ı Kerim’in : "Allah’a davet edenden daha güzel bir iş yapan kim olabilir." hitabı, dinimizde insanlara nasihat etmenin en üstün bir görev olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zaten Kuran’ı Kerim’in bizzat kendisi nasihattir.  Bundan dolayı Allah (c.c) bir  ayet-i kerimede: "Ey insanlar! Size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir." buyrurarak Kuran’ın müminler için nasihat olduğuna işaret etmiştir. Şafii mezhebinin büyüklerinden olan İmam Nevevî’ye (rah.) göre “Nasihat farz-ı kifayedir ve nasihat güç oranında yerine getirilmesi gereken bir görevdir.”

 

Nasihat önemli olduğu kadar aynı zamanda çok ağır bir görevdir. Bu konuda Efendimiz (s.a.v): “İnsanların cefasına katlanarak onların arasında bulunan mümin, onlardan ayrı durup cefalarına katlanmayan müminden daha çok sevap kazanır." buyurmaktadır. Evet, dini hayattan uzaklaşmış bir toplumda bulunup da doğruyu ve iyiyi insanlara anlatabilmek, bir kenara çekilip kendini ibadete vermekten daha üstün bir ibadettir. Eğer nasihat ve öğüt, şahsî ibadetlerden daha üstün olmasaydı, Allah Resulü (s.a.v) evinden dışarıya çıkmaz, daima ibadetle meşgul olur ve insanların arasına hiç girmezdi. Oysa ki O (s.a.v): "Ey örtüsüne bürünen Nebi! Kalk ve insanları uyar!" emrine muhatap olmuştur. Evet, din bütünüyle nasihattir. Allah Resulü (s.a.v), ashabına: "Din nasihattir." deyince sahibiler: "Kimin için (nasihattir)?" diye sormuş, Efendimiz (s.a.v) de: "Allah için, Kitabı için, Peygamberi için, Müslümanların önderleri için ve bütün Müslümanlar için." cevabını vermişti. Dinin Allah için nasihat oluşu: Allah’a iman ve itaatte samimi olmaktır. Allah’a samimi olarak iman etmek, kitabına inanmak ve gönderdiği elçisine itaat etmek demektir. Allah’ın dostlarını dost, düşmanlarını düşman edinmektir. Dinin Allah’ın kitabı için nasihat oluşu, Allah’ın kitabını okumada samimi olmaktır. Allah’ın kelamı olduğuna inanmak, emirlerine itaat etmek, nehiylerinden sakınmak ve nasihatlerinden istifade etmeye çalışmaktır. Dinin Allah Resülü (s.a.v) için nasihat oluşu : Peygamberin sünnetine uymak, sevdiklerini sevmek ve Resulüne itaatte samimi olmak demektir. Yüce Allah “Peygambere itaat etmek Allah’a itaat etmektir.” buyurarak peygambere itaati emretmiştir. Dinin idareciler için nasihat oluşu: idarecilere samimi bir şekilde itaat etmek demektir. Bu da onlara “Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker” çerçevesinde nasihat etmek, idarecilerin hayrını istemek ve idareci zalim ise zulmüne engel olmak, hayırlı işlerine yardımcı olmakla mümkündür. Yüce Allah “Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin ve sizden olan idarecilere itaat edin.” buyurmaktadır. Dinin bütün Müslümanlar için nasihat oluşu: Müslümanların ahiretlerine ve dünyalarına faydalı olacak şekilde onları yönlendirmek ve başlarına gelecek eziyetlerden korumaya çalışmak ve kusurlarını gizlemek, faziletlerini öne çıkarmaktır. Ayrıca her yönü ile müslümanların hayrını ve iyiliğini istemek ve bu hususta insanlardan gelecek eziyetlere katlanmaktır.

 

Yürekleri fethetmenin en güzel ve etkili yolu nasihattir. Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle ve özellikle de öğütlediği şeylere bizzat kendisi yaşayarak çağıran bir Müslüman, doğru yolu bulmalarına vesile olduğu şahısların bütün sevaplarının tamamına denk sevap kazanmaktadır. Zira Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v): "Bir hayra delâlet eden onu işleyen gibidir." buyurmaktadır. O halde mümin, durup dinlenmeden Rabbini, Resulullah’ı ve Rabbinin kendisine gönderdiği Kuran-ı anlatmalıdır. O Kuran ki, İslâm âlemi, ne zaman ona sarılmış ve onun hükümlerini içine sindirerek yaşamışsa, hep zirvelerde dolaşmış; ne zaman da elini ondan gevşetmişse derbeder olmuştur. 

Geçmiş Duyurular  Güncel Duyuru