MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK
Yüce dinimizin üzerinde durduğu en önemli konulardan biri de mutluluğun vazgeçilmez şartlarından olan birlik ve beraberliktir. Milli birlik; bir milletin bütün olması bu bütünlük içinde ayırıcı ve bölücü unsurlara asla yer vermemesi demektir. Milletimizin kalkınması, yükselmesi, yücelmesi, milli birlik ve beraberliğe bağlıdır. Birlik ve beraberliğin olduğu yerde kardeşlik, huzur, bolluk ve rahmet vardır. Dünya ve ahiret mutluluğu ancak Allah’ın kitabına sarılmak, birlik ve beraberlik içinde olmakla mümkündür. Şüphesiz yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de işaret edilen en önemli konulardan biri de birlik ve beraberliktir. Nitekim Allah (c.c) Âl-i İmrân suresinin 103. ayetinde “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.” buyurarak birlik ve beraberliğin, kardeşliğin önemini bize beyan etmiştir.
Birbirini sevmeyen, saymayan bireylerin oluşturdukları toplumlarda huzur ve esenlik olmaz. Birliği bozmak, birliğe karşı düşmanca duygular beslemek kardeşliğe yakışmaz. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisi şeriflerinde “Birbirinizi kıskanmayın, birbirinize kin beslemeyin. Ey Allah’ın kulları birbirini seven kardeşler olun.” buyurmuştur. Bir başka hadisinde ise, “Sizden biri, nefsi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olmaz.” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (s.a.v) bu hadisi şeriflerde birbirimizi sevmemizi, birlik ve beraberlik içinde olmamızı ve kardeşçe yaşamamızı emretmiştir. Tarih şahittir ki, inançları sarsılmış, dinî ve millî değerleri yıkılmış, birlik ve beraberlikleri yok olmuş milletlerin ayakta durduğu görülmemiştir. O halde aynı imanı taşıyan, aynı dine inanan, aynı Kur’an’ı okuyan aynı kıbleye yönelen ve aynı Peygamberin yolundan giden biz Müslümanlar, Millet olarak birlik içinde olmalıyız. Bu sadece millî bir görev değil, aynı zamanda çok büyük dinî bir sorumluluktur. Nitekim Dinimizdeki ibadetlerin bir gayesinin de Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği oluşturmak olduğunu görürüz. “Bölünüp parçalanmayın” diyen ilâhî bir kitabın mensupları olduğumuzu, “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” diyen bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu, “Milletimin ayrılığa düşmesi kabrimin köşesinde bile beni rahatsız eder” diyen bir ecdadın torunları olduğumuzu unutmamalıyız.
Farklı görüş ve özelliklere sahip, çeşitli bireylerden oluşan toplum fertlerinden hiç birinin üstlendiği görev, diğerine kıyasla küçümsenemez. Toplumda âlim-cahil, zengin-fakir bütün kesimleriyle tam bir birlik-beraberlik oluştuğunda birlikte yaşamanın bir anlamı olabilir. İnsanlığın mutluluğunu hedefleyen yüce dinimiz İslâm, Tevhid dinidir. Tevhid, tek Allah inancı etrafında birleşmektir. Bilindiği gibi “لا اله الا الله Allah’tan başka ilah yoktur” sözü, bu tevhidin özünü teşkil etmektedir. Yüce dinimiz İslam, toplumu oluşturan fertleri, bir bütün olarak ele almış, onların her birini vücudu oluşturan organlara benzetmiştir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte müminlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler.” İslam, kişinin, sadece kendini ve kendi menfaatini düşünmesine karşı çıkmıştır. Tarihte pek çok acı örneklere şahit olunduğu gibi, birlik ve beraberlikten uzak, sadece kendi şahsi çıkarları peşinde koşmayı adet haline getiren fertlerin oluşturduğu toplumlar, bu yanlışın bedelini, ağır bir şekilde, tarih sahnesinden çekilerek ödemişlerdir.
Toplumları ayakta tutan, birlik ve beraberliktir. Bunun zıddı olan tefrika ise, toplumu içten içe kemiren, çökmesine neden olan bir illettir. Bu nedenle toplumu birleştiren, barış ve güven ortamını sağlayan tek yol, milli ve manevi birlik anlayışı içinde yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamaktır. Sohbetimi Allah Resulü (s.a.v)’nün, huzurlu ahlaklı bir toplum yapısını en güzel şekilde yansıtan şu mübarek sözleriyle bitiriyorum: “Zandan kaçının. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Birbirlerinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayın, birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın, menfaatle benlik yarışına girmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun.”
Hayırla Kalın.