"ÖFKE VE ZARARLARI"
Şerefli dinimiz İslam, insanları madden ve manen huzura, sükuna kavuşturacak her türlü emir ve yasağı kesin olarak bildirmiştir. İnsanın tek vazifesi, bu emir ve yasakları olduğu gibi kabul etmek ve yaşayışını onlara göre düzene koymaktır. Huzur için, sükun için, dünya ve ahiret saadeti için bu şarttır. Mukaddes dinimizin üzerinde titizlikle durduğu hususlardan biride, “öfke”dir. Öfke, hadiseler karşısında insanın kendine hakim olamayıp kızması, hiddetlenmesi; bu kızgınlık ve hiddet sebebiyle kötü söz söylemesi, kalp kırması, gönül yıkması ve bazen işi cinayete götürmesidir. Bu bakımından öfke, çirkin bir huydur. Sıhhati harap eden, insanı içten içe kemiren, aileleri parçalayan, toplumu perişan eden bir huydur. Öfke, aklı ve şuuru zayıflatan bir davranıştır. Öfke, insanı hak ve adaletten ayrılabilir. Hak ve adaletin yok olduğu toplumlarda ise, huzur yoktur, güven yoktur, karşılıklı sevgi ve saygı yoktur. Öfke, şefkat ve merhamet hislerini öldüren şeytani bir harekettir. Bunun içindir ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) hadis-i şeriflerinde, müminlere öfkelenmemelerini tavsiye ve emir buyumuşlardır. Ebu Hüreyre (r.a)’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre: Bir gün bir adam Hz Resulüllah (s.a.v)’a gelerek: ” (Ya Resulallah), bana nasihat et” dedi. Peygamberimiz (s.a.v): “Öfkelenme!” buyurdu. Adam isteğini birkaç defa tekrarladı. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) her defasında; “Öfkelenme, çünkü öfke her türlü zararı (üzerinde) toplamaktadır.” buyurdular. Öfke, insanın içinde alevlenen bir ateştir. İnsanın kıymetini düşüren, insanlar arasındaki değerini, itibarını, haysiyetini kaybettiren, onu küçülten ve şaytanın tutuşturduğu kül edici bir ateştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), bu gerçeği hadisi şeriflerinde şöyle beyan etmiştir. “Şüphesiz öfke, şeytan(ın vesvesesin)dendir. Şeytan ise ateşten yaratılmıştı.”
Yüce Allahımız Ku’an-ı Kerim de “öfkeyi yenmeyi” olgun mü’minlerin vasıfları arasında beyan buyurmuştur. “Onlar, bollukta ve darlıkta infak ederler, öfkelerini yutarlar, insanlar(ın kusurların)dan af ile geçerler. Allah iyilik edenleri sever.” Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de; “Güçlü kimse, insanları güreşte yenen değil, öfke anında kendisini zapteden, iradesine sahip olan kimsedir.” buyurmuştur. Hz Ömer (r.a) kendisine haksız yere hakaret eden birine; “Vallahi elimle de dilimle de sana karşılık verebilecek durumdayım. Ama ben Müslüman oldum eskisi gibi her aklıma geleni söyleyemem her aklıma geleni yapamam. Ben Allah’a ve ahiret gününe inandım. Hesap vereceğimi biliyorum böyle olmasa işler farklı olurdu.” demek suretiyle, haklı olsa bile kavgadan vaz geçene cennette hurilerin verileceğini müjdeleyen Peygamber (s.a.v)’e uymuştur. “Bir kimse, öfkesinin icabını yapmaya muktedir olduğu halde öfkesini yenerse, Allah-u Teala kıyamet günü halkın gözü önünde onu çağırır, huriler içinden istediğini seçmekte serbest kılar.”
Dinimiz, öfkelenmeyi yasakladığı gibi, insanı öfkelenmeye sürükleyen ve öfkeyi tahrik eden sebepleri de yasaklamıştır. Yersiz münakaşa, haysiyet kırıcı şaka, alay, kibir, kin, intikam, düşmanlık gibi huylar bunlar arasındadır. Bir Müslüman, bu çirkin huylardan hiçbirine yaklaşmamalıdır. Fakat buna ramen insan bazen öfkelenebilir. Bu durumda önemli olan, öfkeyi yenmek, hak ve adalet ölçülerini aşmamaktır. Bu noktadan hareket eden İslam büyükleri, öfkeli iken ceza vermekten daima sakınmışlardır. Öfkeyi durdurmak, öfkeyi önlemek ve öfkenin zararlarından kurtulmak için, Peygamberimiz (s.a.v) hadisi şeriflerinde müminlere şunları tavsiye etmiştir. 1) Öfkelendiğiniz zaman “Eûzü billah-i mineşşeytani’r-racim” deyin. 2) Ayakta iseniz oturun, oturuyorsanız uzanın. 3) Öfkeli iken susun. 4) Abdest alın. “Suyun ateşi söndürdüğü gibi, abdest de öfke ateşini söndürür.”
Güzel söz, yumuşak davranış düşmanları dahi dost edebilir. Bu bakımından, öfkelenmemek esastır. Ancak Müslüman, hakkı mudafaa etmek, zulmü önlemek, dinini, imanını, vatanını ve mukaddes değerlerini korumak hususunda gerekirse öfkelenebilir. Müslüman, gözü önünde haksızlık ve zulüm işlenirken, hakka, hukuka tecavüz edilirken eli kolu bağlı duramaz. Fakat yine de -öfkelendim diye- İslamın müsaade etmediği söz ve davranışlarda bulunamaz.
O halde;
Yersiz ve haksız öfkelenmekten uzak duralım. Yıkılan ailelerin, öksüz kalan yavruların, dul bırakılan annelerin, koparılan dostlukların, dağılan ticari münasebetlerin, hapishane duvarları arasında hürriyet ve yuva özlemini çekenlerin, hastahane köşelerinde dertlerine çare arayanların… Evet bütün bunların, çoğu zaman bir öfkenin neticesi olduğunu unutmayalım. Dinimizin hoş görmeyip yasakladığı öfke çeşitlerini kahramanlık zannedip küçülmeyelim. Bilelim ki, haksız öfkenin ardında nefis ve şeytan yatmaktadır. Yüce Rabbimiz, bütün müminleri, nefis ve şeytanın şerrinden, öfke ve zararlarından muhafaza buyursun!