HZ. PEYGAMBERİN (S.A.V.) EĞİTİM VE ÖĞRETİME VERDİĞİ ÖNEM
Akıl nimetiyle donatılmış olan insanoğlu, eğitilmeye ve bilgi sahibi olmaya ihtiyacı olan bir varlıktır. En güzel terbiyeci olan Yüce Rabbimiz, insanların bu ihtiyacını karşılamak için, peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Kur’an-ı Kerim’de ilk inen ayetlere baktığımızda; “okuma-yazmadan, bilginin sembolü olan kalemden ve öğretimden bahsedilmesi” eğitim ve öğretime büyük önem verildiğini göstermektedir. Allah'a iman eden bir toplum oluşturmayı amaçlayan Efendimiz (s.a.v) de ilme, eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir. Onun faaliyetlerinde ve sözlerinde öğrenme, öğretme ve öğrenciye verilen değer çok fazla yer tutar. Bu hususta kendisine indirilen ilk vahiy de "Oku" emridir. Dolayısıyla okumak ona ve ümmetine Allahu Teâlâ'nın ilk emridir. Nitekim Kur'an-ı Kerim’de, Efendimiz (s.a.v)’in ilâhî tebliğ görevinin eğitim-öğretimden ibaret olduğu şu ayeti celilenin mealiyle bildirilir: “Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur.”
İlme ve bilgiye gerekli değeri veren yüce dinimiz İslam, ilim öğrenmek için zaman, mekân ve yaş sınırı koymayarak hayatın her safhasında kişinin kendi durum ve konumuna göre ilimle iç içe olmasını emretmiştir. Nitekim Efendimiz (s.a.v) Mekke döneminin ilk yıllarında Dârü'l-Erkam’ı bir eğitim-öğretim merkezi olarak kullanmıştır. Burada, Kur’an âyetleri okunuyor, kayda geçiriliyor, dinî bilgiler öğreniliyor ve bu bilgilerin pratik uygulaması yapılıyordu. Ve yine Efendimiz (s.a.v), hicretten iki yıl önce Mekke’ye gelip Akabe mevkiinde Müslüman olan Medinelilerin eğitimi ile de ilgilenmiş; onların isteği üzere Kur'an'ı ve İslâm'ın prensiplerini öğretmek için Medine'ye öğretmen göndermiştir. Hicretten sonra da bir ibadet yeri olmasının yanında, aynı zamanda eğitim-öğretim merkezi olan Mescid-i Nebevî’yi inşâ etmiştir. Mescid'in bitişiğinde "Suffe" denilen mekanda kalan bazı sahâbîler, Kur’an ve yazı öğrenmekle meşgul oluyorlardı. Suffe’deki öğrenci sayısının kimi zaman dört yüze ulaştığı oluyordu. Hz. Peygamber (s.a.v ), Mescid-i Nebevî’ye ilim öğrenmek için gelenleri, Allah yolunda mücâhede edenlerle bir tutmuştur.
Efendimiz (s.a.v) eğitimde kolaylaştırıcı metotlar takip etmeyi, sabrı ve tahammülü teşvik ve tavsiye etmiş; öfkeye ve şiddete yer verilmemesini istemiştir. Nitekim bir defasında "Öğretin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın, öfkelendiğiniz zaman susun!" demiş. Bir eğitici olarak onun hakkında sahâbede oluşan imaj son derece olumludur. Muaviye b. Hakem adlı sahâbî, bu hususta şunları söylemiştir: "Ben Resûlüllah’tan daha güzel eğitim veren bir öğretmen görmedim. Beni ne azarladı, ne dövdü ve ne de hakaret etti." Efendimiz (s.a.v) ailelere, gençleri ok atmak, yüzmek, hesap, tıp, neseb ve Kur’an okumak gibi maddî ve manevî alanlarda eğitmelerini tavsiye etmiştir. Onun döneminde çocuk, genç, yaşlı, her yaştan insanlar eğitim almıştır. Müslümanlığı kabul eden bölgelere öğretmenler tayin etmiştir. Bu itibarla Medineliler arasında yazı yazmayı bilenler çoğaldığı gibi, Efendimiz (s.a.v)’in sağlığında ve vefatından sonra da Müslümanların fethettikleri yerlerde yazı hızla yayılmaya başlamıştır.
Nesillerimiz Allah’ın bize birer emanetidir. Emanete sahip çıkmak, iyi bir eğitim almalarını ve ahlâklı yetiştirilmelerini sağlamak onların hakkı olduğu gibi bizim de başlıca görevlerimizdendir. Her alanda gelecek kuşaklarımıza gerekli eğitim ve öğretim imkânlarının sağlanması aynı zamanda toplumsal bir ödevdir. Çocuklarımızın bedenlerini ve maddi ihtiyaçlarını düşündüğümüz kadar, ruhlarını ve manevi ihtiyaçlarını da düşünmek zorundayız. Allah-Peygamber, Kur’an-sünnet, edep-haya, şeref-haysiyet, fazilet ve fedakarlık tanımayan, maneviyattan mahrum bir nesil, uyumsuz, isyankar ve geleceğimizi tehdit eden bir nesildir. Sadece maddeci bir dünya görüşüyle, evladım makam-mevki sahibi olsun, amir-memur olsun düşüncesiyle yetiştirilen nesilden bugüne kadar hiç bir fayda gelmemiştir. Anne-babalar olarak gözlerimizin nuru olan biricik yavrularımızın; iyi bir insan, iyi bir Müslüman, iyi bir evlat olması düşüncesinde ve gayretinde olmalıyız. Bu vesileyle yeni bir eğitim ve öğretim yılına girerken, çocuklarımızın eğitim ve öğretim haklarını bir kez daha hatırlayalım. Onları kendilerine, ailelerine, milletimize ve insanlığa yararlı bireyler olarak, ahlaki çöküntüden ve cehaletten uzak bir şekilde yetiştirelim. Unutmayalım ki, eğitilmiş gençleri olmayan bir milletin geleceği de yoktur. Sohbetimi bir hadis mealiyle bitiriyorum; “Dünyayı isteyen ilme sarılsın, ahireti isteyen ilme sarılsın. Hem dünyayı hem de ahireti isteyen yine ilme sarılsın.”
Hayırla Kalın.