"KALP TEMİZLİĞİ"
Allah Teâlâ bizleri en güzel şekilde yarattıktan sonra bu dünyaya kendisine ibadet edelim diye gönderdi. Allah’ın bize verdiği görevleri yerine getirmek ve kendisine şükreden bir kul olmak için, en başta kalbimizi bütün çirkin hasletlerden; küfür, isyan, yalan, haset, dedikodu, riya ve dünya sevgisinden tevbe-i nasuhla temizlemeli ve arınmış kalplerimizi tekrar kirletecek günahlardan, Rabbimizle aramızdaki bağı zayıflatan eylemlerden uzak durmalıyız. Nitekim Cenab ı Hak Kur’ân-ı Kerim de “O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah’a kalb-i selim (temiz bir kalb) ile gelenler (o günde fayda bulur)” buyurarak hesap gününde temiz kalpli olanların kurtuluşa ereceğini ifade etmektedir. Kalbimizi sadece vücutta kan dolaşımını sağlayan bir organ olarak görmek gerçekten eksik olur. Bizim geleneğimizde kalp imanın, hakikatin, bilginin, hikmetin ve ahlakın merkezinde yer alır. Maddi varlığımızın sultanı olan kalp, gönül dünyamıza da yön veren ilahî bir cevherdir. ‘Nazargâh-ı ilâhî’dir. Hakk’ın aynasıdır.
Bütün peygamberler gönderildikleri toplumlarda, katılaşmış, hakikatin önünde perdelenmiş kalpleri açmakla, karanlıklara gömülen kalplere şifa dağıtmakla görevlendirilmişlerdir. Onların kazanmaya ve fethetmeye çalıştıkları ilk şey insanların kalbi olmuştur. Resul-i Ekrem için en çok kullandığımız sıfat da “tabîbu’l-kulub” yani gönüllerin doktoru olmuştur. Temiz bir kalbe sahip olmak Peygamberimizin sünnetlerindendir. Enes b. Mâlik’in naklettiğine göre Efendimiz (s.a.v) kendisine şöyle buyurmuştur. “Yavrucuğum! Eğer kalbinde kimseye karşı kötü ve aldatıcı duygular barındırmadan sabaha ve akşama erişmeye güç yetirebiliyorsan bunu yap. İşte bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, kim de beni severse cennette benimle birlikte olur.” Efendimiz (s.a.v) Kalbinin katılığından şikâyetçi olan birine, yüreğinin yumuşaması için fakirin ihtiyacını karşılamasını ve yetimin başını okşamasını tavsiye etmiştir. Kendisine iyilik ve kötülüğün ne olduğunu soran Vabisa b. Ma’bed’in göğsüne mübarek elleri ile dokunarak kalbine danışmasını tavsiye etmiş ve safiyetini koruyan kalbin iyi ve kötüyü işaret eden bir pusula olduğunu ifade eden şu sözleri söylemiştir: “İyilik, kalbinin huzur bulduğu ve içine sinen şeydir. Kötülük ise insanlar ona onay verseler bile gönlünü huzursuz eden ve içinde bir kuşku bırakan şeydir.” Buna göre siyah lekelerle kararmamış, ferasetini kaybetmemiş, tövbelerle paslarından arındırılmış bir kalp, hakikatin aynası olabilmektedir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), Rabbinden ısrarla kalbini iman üzere sabit kılmasını dilemiştir. Çünkü kalp, yapısı itibariyle değişkendir; halden hale, renkten renge bürünebilmektedir. Allah Resulü’nün ifadesiyle kalp, çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan ve rüzgârla bir oraya bir buraya savrulan kuş tüyü gibidir. Bu yüzden imana da küfre de meyledebilmektedir. Sevgi ve nefret, cesaret ve korkaklık aynı kalpte kendisine yer bulabilmektedir. İslam’dan önce isyanın, küfrün, şirkin yuvası olan kalpler, İslam’la tanıştıktan sonra hilmin, takvanın, muhabbetullahın hanesi olabilmektedir. Bununla birlikte hidayete ermiş gönüller, günaha meylederek dalâlete düşebilmektedir. Zira her bir günah ile kalpte siyah bir nokta belirir. Kişinin söylediği her yalan, geride siyah bir leke bırakır. Bencillik, cimrilik, haset ve her bir kötülükle siyahlıklar daha da çoğalır. Sonuçta insan, kalbindeki siyahlıklara alışır. Şeytan da sinsi telkinleriyle kişi ile kalbinin arasına girince, günahlar insana daha sevimli hatta daha süslü görünür. Gözleri perdelenen, kalbi mühürlenen, karanlıklara alışan insanın gözü, yüreğindekileri göremez hale gelir. Kaskatı kesilen kalbiyle insan, yaptığı kötülüklerden rahatsız olmadığı gibi, kaçırdığı iyilikler için de pişmanlık duyamaz. Çünkü kalbindeki siyah noktalar, kişiye insanlığı unutturur. Böyle insanların kalpleri Kur’ân’ı Kerim’in ifadesiyle, kördür, kilitlidir, mühürlüdür, hastalıklıdır, perdelidir ve taşlardan bile daha serttir.
O hâlde, bizler de Allah Resûlü’nün öğrettiği şekilde şuur, vicdan, idrak ve imanın merkezi, Rahmân’ın nazargâhı olan gönül hanelerimizi mamur kılalım. Kalplerimiz şefkat ve merhametle yumuşasın. Sevgi bağı ile birbirine bağlansın. Allah’ı anmakla huzur bulsun. Nasuh tövbelerle gönüllerimizi temizleyelim. Yetimlerin yüzlerine tebessümler kondurarak kara lekelerimizi silelim. Sohbetimizi Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in çokça yaptığı bir dua ile bitiriyorum: “Ey kalpleri yönlendiren Allah’ım! Kalplerimizi sana itaate yönelt. Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Kalbimi dininden ayırma. Allah’ım, imanı bize sevdir! Kalplerimizi imanla süsle. Küfrü, fıskı ve isyanı bize çirkin göster. Bizi doğruyu bulanlardan kıl.”