"İHLAS"
Dinimiz, ibadetlerin ihlâsla, samimi bir şekilde yapılmasına büyük önem verir. İhlâs; ibadetlerimizde, işlerimizde ve davranışlarımızda, yalnızca Allah’ın rızasını gözetmek, şirk, nifak ve gösteriş gibi şaibelerden uzak durarak, samimi ve dosdoğru olmaktır. İhlâs, amellerin ruhu, kalplerin temizliğidir. İhlâs, samimi bir şekilde, sadece Allah-u Teâlâ’nın rızasını talep ederek iyilik yapmak, dost ve yardımcımızın yalnızca Allah olduğunu düşünerek O’na kulluk etmektir. Allaha karşı ihlas, kullara karşı samimiyet, ibadetlerin kabülünün tek şartıdır. İhlâslı kişilerin gerçek amacı cennet ümidi, cehennem korkusu ve dünyevi birtakım menfaatleri temin etmek arzusundan çok yalnızca Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktır. İhlâs, Cenâb-ı Allâh'a yakınlaşabilme gâyesiyle her türlü dünyevi menfaatlerden kalbi koruyabilmektir. İhlâs, Allah ile kul arasında ki bir sırdır. Çünkü ihlâs kalbe ait bir ameldir. Bunu ancak kişinin kendisiyle Allah bilebilir. İhlâsın niyetle doğrudan ilgisi vardır. Bir iş, İhlâssız ve niyetsiz ibadete dönüşemediği gibi, ihlâssız ve niyetsiz yapılan ibadet de makbul değildir. Bu bakımdan ihlâs, Müslümanlığın özünü oluşturmaktadır.
İnanç, ibadet ve diğer davranışlarımızın Allah katındaki değeri ihlas ile ölçülür.İhlassız yapılan amelin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Zira ihlas ibadetin hem ruhu hem de özüdür. İhlastan uzak ibadet, cansız ceset ve kuru bir ağaç gibidir.Nitekim Rabbimiz: “(Ey Muhammed!) şüphesiz biz O Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. buyurarak mutlaka ihlasla kendisine ibadet etmemizi emretmektedir.Peygamber Efendimiz (s.a.v) de: “Şüphesiz Allah-u Teala, sadece kendisi için ve kendisinin rızası gözetilerek yapılan amellerden başkasını kabul etmez.” buyurarak ihlasın Allah katındaki önemini ifade etmişlerdir.İnsan ihlâsla ibadet ettiği zaman, dünyevi sıkıntılarından uzaklaşır. Kendini Yüce Allah’a daha yakın hisseder. Samimi ve ihlâslı olan bir kulu Allah u Teâlâ hiçbir zaman mahcup etmez, yardımsız bırakmaz. Yüce Rabbimiz; İhlâsı sayesinde Yusuf (a.s) ı zindandan kurtarıp Mısır’a sultan yapmış, İbrahim (a.s) ı Nemrud’un ateşinden kurtarıp ateş çukurunu gülistan eylemiş, Mekke-i Mükerreme’den sürgün edilen Kainatın Efendisi Sevgili Peygamberimizi Medine-i Münevvere de âlemlere sultan eylemiştir.Mü’minin, yüzünü Allah'a çevirip, ihlasla işlerine yöneldiği müddetçe, oturması, kalkması, uyuması kendisi için makbul ibadet sayılır. Onun içindir ki mü’min tüm yaşantısıyla Allah’ın emirleri doğrultusunda en iyiyi yapma gayreti içinde olmalıdır. İbadetlerde ve beşeri ilişkilerde tüm güzellikler buna bağlıdır. Cüneyd-i Bağdâdî (k.s) bu konu da; “Hangi konuda olursa olsun hayatın her safhasında Hakk’ın rızasına uygun düşen iş İhlasla yapılanıdır.” buyurmuştur.
İbadetlerde Rabbimiz, kendisine eş koşulmasını, gösterişi ve başkaları tarafından bilinsin, takdir edilsin anlayışını hiçbir şekilde kabul etmemektedir. Böyle bir durumu affetmeyeceğini beyan etmektedir. Bununla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de Yüce Mevlamız şöyle buyurmaktadır. “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşanları bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” Bu nedenle Allah rızasının dışında, başka bir amaçla yapılan ibadetlerin Allah katında hiçbir değer ve kıymeti yoktur. Ancak ihlasla yapılan amelimiz az da olsa büyük bir değer ifade eder Sevgili Peygamberimiz (s.a.v); Yemen’e Vali tayin ettiği Muaz bin Cebel (r.a)’ya, bir takım tavsiyelerde bulunmuş ve şunları söylemiştir: “Allah’tan kork, emanete riayet et, iyiliği tavsiye et ve kötülükten alıkoymaya dikkat et, dünyayı ahirete tercih etme, kendin için istediğini başkası için de iste.” Efendimiz (s.a.v) susunca, Muaz bin Cebel: “Ya Rasulallah ne olur, biraz daha tavsiyelerde bulunsaydınız” der. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ey Muaz dininde, tüm davranışlarında ihlaslı ve samimi olursan amelin az da olsa bu sana yeter” buyurur.
Mümin Allah’ın rızasına taliptir.Asıl hedefi Rabbinin istediği gibi bir kul olmak, O’nun sevgisini kazanmaktır Gerek ibadetlerimiz gerekse beşerî ilişkilerimizdeki güzellik de buna bağlıdır.O ölçü kaybolunca ibadetler sevapsız, dualar cevapsız kalır. Dualarımıza cevap, ibadetlerimize sevap ve insanî ilişkilerimizde huzur istiyorsak, hem Yaratana hem de yaratılanlara karşı samimi olalım.Kulluk ve insani görevlerimizi özveri ile ifa edelim.Onun için de her işimizde, samimiyetten ödün vermeyelim.Çünkü dünya ve ahiret kurtuluşumuz buna bağlıdır.Cenab-ı Hakk’ın her şeyin kendisi için olmasını beyan ettiği ayeti kerimeyle sohbetimi bitiriyorum. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir.”