"SÜNNET-İ SENİYYE"
Sünnet Hz Peygamberin söz, fiil ve takrirlerinden ibaret olan uygulamalarına denir. Sünnet, Kuran-ı Kerim’in açıklayıcısıdır. Sünnet Hz. Peygamber in üzerinde zuhur eden ilahi ahlaktır. Sünnet, Allah’ın razı olduğu cennet hayatının bir numunesidir. Bütün insanlık, sünnet ahlakını yaşamak ve yaymakla görevlidir.Başka fikir, felsefe ve kültürler sadece acı, gözyaşı ve hüsran getirir. Sünnet in ihyası, ilahi aşkın alametidir.Her kulun yüce Allah’a olan sevgisi ancak edeple ispat edebilir. Edep ise sünnete uymaktır. Ashâb-ı Kirâm, Efendimiz (s.a.v)’i her yönüyle taklit ederek ona benzemeye çalışıyorlardı.Allah Resûlüne benzemek onlar için en büyük faziletti. Hz. Âişe (r.anha) Peygamber Efendimizle şevval ayında evlendiği için kendi akrabalarının da buna uyarak şevval ayında evlenmelerini istiyordu. Ebû Hüreyre (r.a) dan sonra en çok hadis rivayet eden yedi sahabeden biri olan Abdullah b. Ömer (r.a) peygamber sevgisini, hayatının gayesi haline getirmiş mümtaz bir sahabe idi. Onun Resûlullah’ın bıraktığı hatıralara karşı müthiş bir iştiyakı vardı.Allah Resûlü’nün hayatta iken yaptığı bütün davranışları taklit eder, yürüdüğü yollarda onun gibi yürür, namaz kıldığı yerlerde namaz kılar ve onun gibi yer içerdi. Peygamber Efendimiz’in minberde ayak bastığı yerlere elini sürer sonrada elleriyle yüzünü gözünü sıvazlardı. Hatta Resûl-i Ekrem’in altında gölgelendiği ağaçların altına oturur kurumasınlar diye onları sulardı.
Muhterem Müminler !
Küfrün başı Ebu Cehil bir defasında: “Eğer bu Peygamberin getirdikleri ve söyledikleri doğru ise, gökten başımıza taş yağsın veyahut Allah bizi acı bir azap içinde yaksın!” diyerek, işi alaya almıştı. Küfür ve isyan halinde iken elinden alınmayan nimetlere aldanmıştı. İnen ayet-i kerime, Ebû Cehl’in çoktan hak ettiği bu azabın niçin tehir edildiğini şöyle açıkladı: “Rasûlüm, sen onların arasında iken Allah onlara azap indirecek değildir. Ve onlar istiğfar edip Allah’a yöneldikçe de Allah kendilerine azap etmeyecektir.”
Bu âyet-i kerime bize şu işaretlerde bulunmaktadır: Hz. Peygamber in bulunduğu ve sünnetinin yaşandığı yerlere umumi azap inmez. Allah Rasûlü (s.a.v), sünnetini ihya eden kâmil mü’minler vasıtasıyla halkın arasında manen yaşamaktadır.Bir kalpte Rasûl-i Ekrem in sevgisi bulunuyorsa, o kalp bunalıma girmez. Bir ev halkı, sünnet-i seniyye ye dikkat etse, o evde geçimsizlik olmaz. Aralarında Hz. Peygamber in vârisi kâmil mürşidler bulunan bir cemiyet, genel olarak ruhi bunalım ve ahlâki çöküntü yaşamaz.
Muhterem Müslümanlar !
Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesi biz Müslümanlar için, dine tutunmanın ve dinde istikrarın en sağlam yoludur. Sünnetten uzak bir yaklaşımın dinde çözülmeyi ve bozulmayı beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Nitekim Efendimiz (s.a.v) konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Din, sünneti terk etmekle yok olmaya başlar. Halatın, lif lif kuvvet kaybetmesi gibi, din de sünnetlerin birer birer terk edilmesiyle gider.” Dindeki bozulmanın peygamberlerden yüz çevirmekle olan irtibatını, geçmiş ümmetlere dair Kur’an’da bahsi geçen kıssalara baktığımızda apaçık bir şekilde görürüz. O ümmetlerin birçoğu, Allah’ın varlığına inanmaktaydı. Fakat inkâr ettikleri ve dalalete uğramalarına sebep olan şey, kendilerine gelen elçileri, peygamberleri ve dolayısıyla onların gösterdikleri yolu reddetmeleri idi. Bu sebeple, denilebilir ki bidatlardan ve bozulmalardan uzak bir din için peygamberin yolunu takip etmek kaçınılmazdır.İlahî iradeye mutabık olan din, ancak peygamberin izlediği ve gösterdiği dindir. Allah’ın sevgisine mazhar olabilmenin yolu da Peygambere uymaktan,geçmektedir. Nitekim Ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Muhterem Müminler !
Madem ki en doğru dinî yaşantı peygamberin uyguladığıdır ve madem ki onun sünnetinden uzaklaşmak dinden uzaklaşmaya sevk eder ve dahası, Allah’ın sevgisine mazhar olmak da ancak peygambere tabi olmakla mümkündür; o hâlde hayatımızı sünnet üzere inşa etmemizden daha doğal ne olabilir? Bu sebeple oturmamızdan kalkmamıza, yeme içmeden alışverişimize, kısacası hayatımızın her anında Peygamber Efendimiz’in yaşantısından örnekler edinmeye gayret edelim ki dindeki sebatımızı temin edip Mevlamız’ın sevgisini kazanmış olalım.
Sohbetimi Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği bir hadisi şerifin meali ile bitiriyorum.Efendimiz (s.a.v) bir defasında“Keşke kardeşlerimi görseydim.” deyince, Ashab“Ey Allah’ın Rasulü, biz kardeşlerin değil miyiz?” dediler.Efendimiz (s.a.v) ”Hayır, sizler ashabımsınız. Kardeşlerim benden sonra gelip Sünnetimi yaşayacak olanlardır.” buyurdu.
Hayırla kalın.