"Gaflet ve Kalbin Mühürlenmesi"
Salihlerden birisi şöyle demiştir: “İlk devirdekiler (Sahabi ve Tabiîn) iki ortağın birbirini hesaba çekmesinden daha şiddetli bir şekilde nefslerini hesaba çekerlerdi.”
Alimlerden biri de der ki: “Cenab-ı Hakk’ın kulundan hoşnut olmadığının belirtisi, kulun başkalarının kusurlarını görüp kendi kusurlarını unutmasıdır. Kendisinin günahsız olduğunu düşündüğünden diğer insanları ayıplayıp, kendini onlardan üstün görmesidir. Yine nefsini muhasebe etmekten, her an Cenab-ı Hakk’ın kendisini gördüğünü murakabe etmekten (düşünmekten) uzak durması ve bu gaflet halinin devam etmesidir. Oysa dünyada gaflet içinde yaşayanlar, ahirette pişman ve perişan olurlar. Çünkü güzel sonuç ancak takva sahiplerinindir.”
Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Onlar, gaflet içinde olanlardır. Hiç şüphe yok ki onlar ahirette hüsrana uğrayacaklardır.” (Nahl, 109)
Bu nedenle biz başkasından ziyade önce kendi nefsimizi hesaba çekmekle uğraşalım. Şunu unutmayalım ki karşı tarafta görmek istediğimiz bir şeyi kendimiz yapmadığımız müddetçe istediğimiz kadar çaba sarfedelim hiçbir sonuç alamayız. Rabbim kendi nefsimizi hesaba çekmeyi ve düzeltebilmeyi nasip etsin. Âmin…
"Allah Teâla’ya Yakınlık"
Dervişler, kulun Allah Tealâ’ya yakınlaşmasını “kurb” kavramı ile açıklarlar. Bu, zaman ve mekân ölçüsünde bir yakınlık değildir. Kurb’dan maksat, ezelde Hak Tealâ’ya verilen sözü yerine getirmekle Allah’ın inayetine, sevgisine, rıza ve hoşnutluğuna mazhar olmaktır. Bu yakınlık hali iki taraflıdır. Kendisine bir karış yaklaşan kuluna, Allah Tealâ bir kulaç yaklaşmaktadır. Buradaki karış ve kulaç ifadesi de dünyadaki ölçülerle anlaşılmamalıdır.
Dervişler kurb kavramını “kurb-i ferâiz” ve “kurb-i nevâfil” olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Kurb-i ferâiz; farz ibadetlerin yerine getirilmesi sonucu elde edilen yakınlıktır. Bu makamda derviş, kendisi de dahil tüm varlıklardan uzaklaşmış ve sadece Allah’ı bilir bir hal almıştır.
Kurb-i nevâfil ise nafile ibadetlerin sağladığı yakınlıktır. Bu makamda kuldaki nefsanî sıfatlar silinir ve kulun vasıfları Hak Tealâ’nın tecellileri ile süslenir. Bir hadis-i kutside bu hal şöyle izah edilmiştir: “Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha güzel hiçbir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum (farzlara ilave olarak yaptığı) nafile ibadetlerle bana daha da yakın olur ve ben onu severim. Onu sevince de işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum.” (Buharî, Rikak, 38)