GÜNÜN SOHBETİ

 

 

"AHİRET BİLİNCİ"


Hayatta hep yüz yüze olduğumuz halde çoğu zaman idrakine varamadığımız bir gerçek vardır ki o da ölümdür. Ölüm olayı, ruhun bedeni terk etmesi ve insanın bu dünyadan ahiret yurduna göç etmesidir. Yani ölümsüz hayata bir geçiş ve bir başlangıçtır. Şöyle geriye doğru dönüp baktığımızda görüyoruz ki zengin-fakir, genç-yaşlı, iyi-kötü, zalim-mazlum nice insanlar bu dünyadan gelip geçti; birçoğunun yerinden yurdundan eser kalmadı. Her geçen gün bir sevdiğimiz bizi bırakıp gidiyor. Biz de bir gün sevdiklerimizi bırakıp gitmek için her an gelmesi muhtemel ecelimizi bekliyoruz. Şurası bir gerçektir ki bugüne kadar ölümden kurtulan hiçbir insan yoktur. Her geçen gün yıpranan bedene, ağaran saça dur demek mümkün değildir. İstesek de istemesek de dün doğumla geldiğimiz dünyadan yarın da ölümle Cenab-ı Hakkın huzuruna varacağız.
Her canlının hayatı bir gün son bulacak ve bu alemden göçüp gidecektir. Ancak ömrü sınırlı olan yalnız insan değil, insanı omuzlarında taşıyan dünya; onun, içinde yer aldığı sistem ve bütün kainatın da tıpkı canlılar gibi belli bir ömrü vardır.Bir gün gelecek kainatın da ömrü tükenecek her şey yerle bir olacak ve düzen bozulacaktır. Kainatın bu müthiş olayı yaşayacağı güne “Kıyamet Günü” diyoruz. İnsanın ölümü, kıyametin kopması her şeyin sonu değildir. Aksine, kıyametin ardından, bozulan düzen yeniden kurulacak, ölen herkes tekrar diriltilecek, ikinci ve sonsuz bir hayat başlayacaktır. Yüce Allah’ın kudreti ile gerçekleşecek olan bu ikinci hayata da “Ahiret Hayatı” diyoruz. O günün manzarasını Cenabı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde şöyle anlatıyor: “Kişinin kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün herkesin kendini meşgul edeceği bir işi vardır. O gün bir takım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar, gülerler, sevinirler. O gün nice yüzler de vardır ki toz toprak içindedirler. Onları bir siyahlık bürür. İşte onlar kâfirlerdir, günaha dalanlardır.”
Mahşer yerinde toplanan insanlara, dünyada yaptıkları iyilik ve işledikleri kötülüklerin yazılı olduğu amel defterleri dağıtılacaktır. Kehf Suresi’nde bu hususla ilgili olarak buyrulur ki; “Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. "Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!" derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” O gün Cennetlik olanların kitabı sağ tarafından, cehennemlik olanların ise sol tarafından verilecek ve “Kitabını oku, bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” denilecektir. Kitabı sağdan verilenler, Allah’ın kendileri için hazırladığı eşsiz cennetine girecektir. Kitabı soldan verilenler ise, “Keşke kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmesiydim, keşke ölümle tamamen yok olup gitseydim, malım beni kurtaramadı, gücüm, saltanatım yok olup gitti. Ve keşke ahiret hayatı için dünyadan bir şeyler getirebilseydim. “ diyecektir.
Bu geçici dünya hayatında bir takım günahlar işlediysek onlara tövbe etmeli ve günahlardan vazgeçmeliyiz. Dünya pazarında hiçbir şey karşılıksız verilmezken, ebedi âlemde vaat edilen nimetler, çalışmadan hazırlanmadan kazanılır mı? Madem ki ölüm var. Yaşadığımız sürece ölümü ve ahreti unutmamalıyız. Dünyadayken nefis muhasebesi yapmalıyız. Nefis muhasebesinde başarılı olabilmemiz için işlediğimiz günahları ve bunların hesabının nasıl verileceğini düşünmeli, mutlaka gerçekleşecek olan ölüm hakikatini hatırdan çıkarmamalıyız. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan, aciz kimse ise nefsinin arzularına tabi olan ve Allah’tan olamayacak şeyleri temenni eden kimsedir” buyurmuştur. Ölüm, insan için en büyük ibret ve en etkili öğüttür. Dünyaya hiç ölmeyecekmiş gibi bağlananlar kuşkusuz aldanmışlardır. Ölümle her şeyin biteceğini zannedip, sürekli nefsin arzuları peşinde koşmak, zevk-u sefaya dalmak ve bunu bir hayat felsefesi haline getirmek çok büyük yanlışlıktır. İnsanî ve İslamî değerlerle barışık yaşayanlar, hileden, iftiradan, kalp kırmaktan sakınan kişiler, elinden ve dilinden salim olunan kişiler ve doğruluktan ayrılmayanlar ölüme hazırlık yapmış olurlar. Sözlerimi konumuzla ilgili bir hadis-i şerifle bitirmek istiyorum Sahabe‑i Kiram’dan Bera (ra) anlatıyor:“Peygamberimizle birlikte bir cenazede idik. Cenazenin mezarı kazılmakta olduğundan Peygamberimiz sav mezarın bir tarafına oturdu. Bu manzara O’nu o kadar etkiledi ki, ağladı, gözyaşları ile toprak ıslandı. Sonra orada bulunanlara şöyle buyurdu: ‘Kardeşlerim, kendinizi bu gün için hazırlayınız.” Selam ve Dua ile...

Geçmiş Duyurular  Güncel Duyuru