GÜNÜN SOHBETİ
CEMAAT OLMANIN NİMET VE İMTİHANLARI
Müslümanların Allah yolunda birlik sağlamaları farz-ı ayındır. Bu birlik, güzel kulluk ve takva için olmalıdır. Tevhid inancı bunu ister. Yüce Rabbimiz hepimize özel ve şerefli bir görev vermiştir. Bu görev, Yüce Allah’ın adını duyurmak, dinini yaymak, ilahî emir ve hükümleri yaşamak ve bu yolda var gücüyle gayret göstermektir. Şu kâinatta var oluşumuzun asıl gayesi budur.
Dört şey her Müslüman’da bulunmalıdır. Onlar olmadan dinin hakkıyla yaşanması ve temsil edilmesi mümkün değildir. Bunlar, sağlam iman, doğru ilim, güzel ahlak ve cemaat terbiyesidir. Bunların içinden hangisi göz ardı edilse işin sonu hayra çıkmaz.
Çünkü, inandığı şeylere karşı şüpheyle bakan bir kalp güzel kulluk yapamaz. Cahil insanın ne yapacağı belli olmaz. Kötü ahlaklı bir kimse gerçeğe ulaşamaz. Mümin kardeşlerine kalbini açamayan ve onları sevgiyle kucaklayamayan bencil kimse, cemiyete faydalı olamaz, cemaat kuramaz. Bu dört şeyde biraz zafiyet bile, büyük zarardır.
Bugün Müslümanların içine düştükleri hastalıkların başında cemaat şuurundan mahrumiyet gelmektedir. Şu bir gerçektir ki, kâmil bir mürşidin nezaretinde nefsini güzel bir terbiyeye tabi tutmayan ve takva üzere kurulmuş bir cemaat disiplinine girmeyen kimse kâmil bir mümin olamaz. Bu kimsenin ibadeti tatsız olur, hizmetleri sonuç vermez. Hiç bir Müslüman, din işlerini kendi başına çözemez. Bu yol rehbersiz gidilmez. Hak yolunun ehli var, âlimi var. Önümüzde Allah’ın halifesi, Hz. Peygamber’in varisleri var. Çevremizde yükümüzü paylaşacağımız birçok mümin kardeşimiz var. O halde, niçin nefsimiz ve şeytan ile baş başa kalalım. Ben kendi işimi kendim görürüm, dinimi tek başıma yaşarım demek, kimsenin işini görmez, derdini dindirmez. Bu tür davranışlar ancak, keyfine köle olmuş nefsin ve maddeyi hayat hedefi yapan dünya ehlinin tercihi olabilir.
Ahireti dünya hayatına tercih eden bir mümin, Allah’u Teala’nın: “Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a, ihlasa, taata, cemaate) sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın!” [1] emrini kulak ardı edemez.
Bu ayetin muradı şöyle ifade edilebilir: “Ey iman edenler! İmanınızı koruyun. Hakiki bir takva üzere yaşayın ve ancak gerçek bir mümin olarak ruhunuzu teslim edin. Bunun için Kur’an’ı rehber edinin, İslam dairesinin dışına çıkmayın. Tövbe, taat ve ihlasla devamlı imanınızı yenileyin. Takva üzere cemaat olun, böylece sizi ateşe götürecek amel ve hallerden birbirinizi koruyun!”
İmam Fahruddin er-Razî’nin (rah.) belirttiği gibi, Cenab-ı Hak, bu ayette, Müslümanlar arasında ayrılığa sebebiyet veren, aralarındaki yakınlık ve muhabbeti yok eden her şeyden nehyetmiştir. [2]
Peygamber Efendimiz(s.a.v):
“Cemaat hâlinde olmanız gerekir. Ayrılıktan sakının. Şüphesiz şeytan tek kalanla beraberdir. Kim iman selametiyle ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa cemaate yapışsın. Kimi iyilikleri sevindiriyor, kötülükleri üzüyorsa o kâmil bir mümindir.” [3]
“Şüphesiz Allah Teala ümmetimi sapıklık ve fitne üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli (rahmet desteği) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.” [4] buyurarak, cemaat olmayı emretmiş, ayrılıktan, tefrikadan müminleri şiddetle men etmesine rağmen tek başım da dinimi yaşarım diyip cemaatlerden uzak kalmaya çalışanlara şaşmak lazım…
Akıllı bir insan, Yüce Allah’ın: “O gün (Allah için birbirini seven ve bu uğurda kenetleşen) muttakiler hariç, bütün dostlar birbirinin azılı düşmanı olur” [5] uyarısını hafife alıp kâfir ve fasıklardan dost seçemez. Şu halde, Allah yolunda birlik ve cemaat hâlinde olmak, her mükellefin üzerine farzdır. Bu birlik sadece kalp ile olsa bile faydalıdır.
Cemaat olmanın avantajları sayılmayacak kadar çok olmasına rağmen, nefis cemaat içinde istediği gibi olaylara vakıf olamamanın verdiği çaresizliği içinde cemaat dışında olmayı arzu etmektedir. Bu onun süfli isteklerinden olup, gayesi kulluktan firar etmektir.
Kişi tek başına kaldığı zaman, yani daha çok ibadet ve taat yaparım vesvesesi ile karşı karşıya kaldığı zaman, bu sesleniş nefsin ve şeytanın fısıltısından ibarettir. Mü’min bu gibi seslenişlere kulak asmamalı yukarıda belirtildiği gibi cemaat olmak şuurunu hissetmeli ve: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” [6]ayetinin kendisinin huzur ve mutluluk anahtarı olduğunu düşünmelidir.
Cemaat olmak Allah için bir rehberin etrafında toplanıp, bizlere yüce Rabb’imiz tarafından verilen emanetleri taşımaktır. Zira nefis ve şeytanın yapmış olduğu birçok fısıltıya karşın, cemaat olmanın getirdiği en önemli hakikatlerden biri de ferden yapmaktan imtina ettiğimiz veya zorlandığımız birçok ibadetleri yapma imkân ve desteği bulmamızdır.
Bu din sahipsiz değildir. Allah’u Teala, bu ümmeti yalnız ve desteksiz bırakmayacaktır. Resulullah (s.a.v) Efendimiz’in şu haberleri her mümini sevindirir:
“Şüphesiz Allah’u Teala, her yüzyılın başında bu ümmetin içinden, onların dinlerini yenileyecek (kalplerini nifak ve gafletten, hallerini bid’at ve ma’siyetten temizleyip Allah’a sevk edecek) kimseler gönderir.” [7]
“Ümmetimden her devirde sabikun (hakta önder, hayırda önde ehlullah) bulunur.” [8]
Kıyamete kadar Hz. Peygamber’in (s.a.v) izinde hak üzere giden ve dini ihya eden topluluğun kim olduğu konusunda her grup, kendi meşrebine göre cevap vermiştir. Sufiler, Hz. Peygamber’in (s.a.v) bâtıni ve zahirî hallerine ve dinin hakikatine gerçek sufilerin varis ve sahip olduğunu, dolayısı ile hadiste anlatılan topluluğun, kâmil veliler olduğunu söylemişlerdir.[9]
İşte bu rehberlerin gözetim ve terbiyesi altında; dini öğrenmek, öğretmek, öğrenilenlerle yaşayıp yaymak, hizmet etme şuurunu elde etmek vb. işler ne kadar kalaysa, onların yardım ve desteği olmadan tek başına, bu işleri görmek adeta imkânsızdır.
Onun içindir ki, Allah için cemaat olmak bütün sıkıntılarına rağmen, her halükarda yalnızlıktan hayırlıdır.
İmam Beyhakî’nin rivayetinde Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
“Hiç şüphesiz şeytan cemaatten ayrılan kimseyle beraberdir. Onun içine yerleşip istediği yola çeker.” [10]
Diğer bir hadis-i şerifte, İslam cemaatinden ayrılanın durumu şöyle anlatılmaktadır:
“Kim (Kur’an ve sünnet üzere giden) cemaatten bir karış ayrılırsa; boynundan İslam bağını çıkarmış olur.” [11]
“Kurdun, sürüden ayrılan koyunu kaptığı gibi, şeytan da (cemaatten ayrılan) insanı kapar. Bölünüp dağılmaktan (gruplara ayrılmaktan) sakınınız. Sizin cemaate sarılmanız ve hak üzere giden çoğunluğa katılmanız gerekir.” [12] buyrulması cemaatsiz bir hayatın vehamiyetini dile getirmektedir.
HİZMET VE ŞEYTANIN ALDATMASI
Müminin hayatı hizmetten ibarettir. Mümin, evvela güzel kullukla, taat ve ibadetlerle kendi ebedî hayatına hizmet eder.
“O gün insanlar, yaptıklarının karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük dönecekler. Kim zerre kadar iyilik yaparsa onun mükafatını görecek. Ve kim zerre kadar kötülük yaparsa, o da onun karşılığını görecek.” [13] ilâhi fermanı gereği, ahiret yurdunda iyilik ve güzelliklere erişmek için çabalar. O’nun çizdiği emir ve yasaklar dairesini, yani Allah’ın sınırlarını gözetir. Bütün bunları yaparken amellerine güvenmek yerine, Yüce Rabbi’nin rızasını, rahmet ve şefkatini kazanmayı amaçlar.
İnanan insan kendi istikbaline hizmet ederken, diğer insanları da unutmaz. Uzlete çekilip, toplumdan uzaklaşmak yerine insanlarla kaynaşır. Hak ve hakikat adına onlara da güzellikler sunmak için uğraşır. En yakınlarından başlayarak yaşantı ve sözleriyle doğru yolu tanıtır. Bu, peygamberlerin yolu ve ahlâkıdır. Tarih boyunca ve bugün Müslümanların yolunu aydınlatan kâmil mürşidler de aynı prensiple hareket etmişlerdir.
Resul-i Ekrem(s.a.v)Efendimiz“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” [14] buyuruyor. Kitab-ı Mübinimiz’in birçok ayet-i kerimelerinde de, insanlara faydalı hizmetlerde bulunmak önemli bir emir ve tavsiye olarak yer alır.
Bilinmelidir ki ,hizmet eden bir salike nefis ve şeytanın verdiği vesveseler,onun kazanacağı büyük nimetlere perde olur.
Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinden biri, şeytanın vesvesesine kapılıp; "Artık ben kemâle geldim. Sohbete devâm etmeme lüzum kalmadı." deyip kendi başına bir yere çekildi. Benlik ve gururundan dolayı şeytânî bir rüyâ gördü. Rüyâsında, bağlık bahçelik içinde güzel nehirler ve çok lezzetli yemekler yediğini gördü. Bu rüyâyı hakîkat zannedip, kibri daha da arttı ve bu hâlini arkadaşlarına anlattı. Onlar da Cüneyd-i Bağdâdî'ye arz ettiklerinde, Cüneyd-i Bağdâdî çok üzüldü ve anlatılan kimsenin yanına gitti. Baktı ki o kimseyi şeytan aldatmış, Ona; "Seni bu gece Cennet'e götürürlerse, Cennet'e vardığında
üç defa Lâ havle oku." buyurdu. Hakîkaten o kimseyi rüyâsında Cennet'e götürdüler. O kimse Cennet'e vardığında üç defa Lâ havle okudu. Gördüklerini ve kendisinde hâsıl olan şeytânî hâllerin hepsini unuttu. Bir anda kendisinin pislik ve çöplük içerisinde olduğunu gördü. Uyandığında gördüklerini hatırladı ve içine düştüğü hatayı anladı. Çok pişman olup tövbe etti ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin elini öptü. Sohbetlere devâm edip, talebeler arasındaki yerini aldı. Hazret-i Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki: "Herkese bir mürşid-i kâmil lâzımdır. Aksi hâlde mel'un şeytan gelip kendisine musallat olur ve insan maazallah ona tâbi olur." [15]
İşte görüldüğü gibi hizmet ehli olan kimselere, nefis ve şeytanın vesvesesi, fısıldamaları ile onu hizmetin dışına itme ve alacağı manevi hazzı engelleme girişimleri mevcuttur. Bu herkesin yaşayacağı ibret dolu bir gerçektir. Zira şeytanın Allah’u Teala’ya:“…ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım." [16] demesi işte bu gerçeğin yaşanacağının hakikatidir. Bu hakikati herkesin bilmesine, onun fitne ve desiselerine düşülmesine rağmen, Allah dostlarının bu oyunlara düşmemesi, mürşid-i kâmile ihtiyacın ne kadar elzem olduğunu göstermektedir.
HERKESİN YAPABİLECEĞİ BİR HİZMET TÜRÜ VARDIR
Dinimizin tarif ettiği hizmet vazifesini yerine getirmek için mutlaka maddi zenginlik gerekmiyor. Günümüzde düşülen yaygın yanlışın aksine, her insanın kendi hâline göre yapabileceği bir hizmet mutlaka vardır. Güler yüzden çocuk terbiyesine, muhtaç birinin ihtiyacını gidermekten güzel komşuluğa kadar geniş bir alan, hizmet çerçevesinin içine girer. Hâl ve imkâna göre bu çerçevenin bir yerinde mutlaka yer almak gerekir. Özellikle hayır amaçlı organizasyonlara katkıda bulunarak küçük imkanların büyük hizmetlere vesile olmasını sağlamak, bugün için büyük önem arz eder.
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Maddi imkânları ile veya bilgisi, becerisiyle insanlara hizmet etme fırsatı bahşedilen herkes, nefsinin ve şeytanın tuzaklarına dikkat etmek zorundadır. Gurur, kibir ve üstünlük taslama yerine, kendisine bu fırsatı bahşeden Cenab-ı Rabbül Alemin’e şükretmeli ve düşebileceği hatalar için de istiğfarda bulunmalıdır. Ancak bu şekilde o kişinin hizmeti hezimete dönüşmekten kurtulmuş olur.
Büyük veli Hace Ubeydullah Ahrar (k.s) buyuruyor ki: “Ben bu yolu tasavvuf kitaplarından değil,halka hizmetten elde ettim. Hayır umduğum herkese hizmet ederim”[16]
Demek ki hizmet, insanın yaradılış gayesini yerine getirmenin yanında, manevi kemalâtı elde etmenin de önemli bir yoludur.
[1]-Al-i İmran suresi ayet-102-103
[2]-Razî,Tefsir-i Kebir,VIII,142.
[3]-Tirmizî,Fiten,7;Ahmed b. Hanbel,el-Müsned,I18;Hâkim,en-Neysabûrî,el-Müstedrek,I,114.
[4]-Tirmizî,Fiten,7;Taberânî,el-Mu‘cemu’l-Kebîr,nr.13623
[5]-Zuhruf suresi ayet-67.
[6]-Tevbe suresi ayet-119
[7]-Ebu Davûd,Melahim,1,Azimabadî,Avnü’l- Ma’bud,XI,385;Hakim, Müstedrek,IV,523;Süyutî, el-Cami’u-s
Sağîr,No:1845 Ebû Nuaym, Hilye, I, 7;
[8]-Ebû Nuaym,Hilye,I,7;Süyûtî,el-Cami’u-s Sağîr,No:7327
[9]-Serrac,el-Luma,21,28-31;Mekkî,Kutu’l-Kulub,I,157,159;184-185;Sühreverdî,Avarifü’l-Mearif,46-47 (Terc:
Gerçek Tasavvuf, 58-59);Şa’ranî,el-Yevakıt ve’l-Cevahir,II,92,99.
[10]-Beyhaki,Şuabu’l-İman,VI,66(No:7512)Bk:Tabaranî,el-Mu’cemu’l-Kebir,XVII,144(No: 363-367).
[11]-Ahmed,Müsned,V,180;Ebu Davud,Sünnet,27,(No:3758);Hakim, Müstedrek,I,117.
[12]-Ahmed,Müsned,V,180;Ebu Davud,Sünnet,27,(No:3758); Hâkim, Müstedrek,I,117.
[13]-Zilzâl suresi ayet-6-8.
[14]-Ebu Ya‘lâ,el-Müsned,VI,65;Heysemî,Mecmau’z-Zevâid,VIII,191;Beyhakî,Şuabu’l-İmân,nr.7658;Suyûtî,
Câmiu’s-Sağîr,nr.4044;Aclûnî,Keşfu’l-Hafâ,nr.1252
[15]-Heyet,İslam Alimleri Ansiklopedisi,III,123-124
[16]-A’raf suresi ayet-17
[17]-Şeyh Safiyüddin,Reşehat,324