GÜNÜN SOHBETİ
"ALLAH (C.C) İÇİN SEVMEK, ALLAH (C.C) İÇİN KIZMAK"
Her insan bir şekilde sever de kızar da... Çünkü sevgi de nefret de, İnsanın hamuruna konmuştur. Bunlar, insan fıtratında mevcuttur. Ancak sevdiklerimizi sevmekle veya kızdıklarımıza kızmakla, sevap mı kazanıyoruz yoksa günah mı işliyoruz?
Hakiki bir müminin en bariz özelliği, Allah için sevmek ve Allah için kızmaktır. Onun her şeyi Allah içindir. Bütün ibadetleri, hayatı ve ölümü Allah için olan mümin, malını ve canını cennet karşılığında Rabb'i olan Allah'a satmıştır (bk. Tevbe, 9/111). Bundan dolayı o, her ne yaparsa Allah rızası için yapan ve maksadı Allah rızası olan bir karaktere sahiptir... Sevdiğini Allah için sever, sevmediğini Allah için sevmez, dostluğu Allah için, düşmanlığı Allah içindir... Sünnet üzere yaşamanın gereği de budur... Zira Resûlullah [sallallâhu aleyhi vesellem] böyle idi ve böyle olmamızı tavsiye etmişti... Nitekim hadislerinde şöyle buyurmuştur:
"Kul, Allah için sevip Allah için nefret etmedikçe, samimi olarak imanı kazanmış olmaz. Allah için sever ve Allah için nefret ederse, Allah Teâlâ tarafından bir velayeti hak eder."[1]
"Kim (sevdiğini) Allah (rızası) için sever, (buğzettiğine) Allah (rızası) için buğzederse, (verdiğini) Allah (rızası) için verir, (vermediğini de) Allah (rızası) için vermezse, imanını kemale erdirmiş olur."[2]
"İmanı en sağlam şekilde ortaya koyan husus, hiç şüphesiz Allah için sevmek ve Allah için nefret etmektir!"[3]
"Allah için sev, Allah için buğzet! Allah yolunda düşmanlık et, Allah yolunda dostluk et! Çünkü sen, Allah'ın dostluğuna ancak bununla ulaşabilirsin. Bir adamın namazı ve orucu çok olsa bile, bu şekilde olmadıkça imanın lezzetini alamaz. Hâlbuki bugün insanların kardeşliği dünya işlerindedir ve bu kardeşlik, kıyamet günü onun sahibine hiçbir mükâfat sağlamayacaktır."[4]
Allah için sevmek, O'nun sevdiği şeyleri sevmektir. Allah için kızmak da O'nun sevmediği, gazap ettiği ve lânetlediği fikir ve fiillerden kaçmaktır. Kalbinde bu hale ulaşan insan, gerçek imanı elde etmiştir. Çünkü bu hal, gerçek muhabbet ve ihlâsın meyvesidir.
Allah (c.c) İçin
İslâm'da nefis için kızmak yoktur. Mücadele ve mücahede Allah içindir. Hz. Ömer'in [radıyallâhu anh] halifeliği döneminde bir sarhoşa rastlayıp had cezası uygulatması üzerine sarhoş ona sövmüş, Hz. Ömer [radıyallâhu anh] onu bırakmış ve, "Beni öfkelendirdin. Ceza verirsem nefsime yardım etmiş olurum. Ben bir kimseyi nefsim için azarlayıp dövmeyi sevmem" demiştir.[5]
İMANIN TADINI TATMAK
Gerçek bir müminin en temel özelliği, Allah için sevmek ve Allah için kızmaktır. Fakat bu iş, hiç de kolay değildir. Çünkü sevmekte ve kızmakta edebi gözetmek, hak sınırını korumak ve dengede kalmak, ancak terbiye olmuş ve Allah rızasını biricik hedef haline getirmiş ihlâslı kulların başaracağı bir iştir.
Birçok mümin Allah için sevmenin ve kızmanın ölçüsünü bilmemekte, hatta birçok kişi, nefsin keyfi ile Allah'ın rızasını birbirine karıştırmaktadır. Din adına yapıyorum, Allah için kızıyorum, diye yapılan birçok iş, Allah'ın rızasına uymamaktadır.
Birçok müminin de dini adına hiçbir gayreti ve hassasiyeti yoktur. Öyle ki biraz işi bozulup kazancı azalınca ne olacak halim diye derin derin düşünürken, ahlâkının bozukluğuna, ibadetlerinin aksamasına hiç aldırış etmemektedir. Malına saldırana karşı aslan kesilirken, imanına saldırana karşı korkak bir kedi gibi kenara çekilmektedir.
Her şeyde büyük örnek olan Hz. Peygamber [sallallâhu aleyhi vesellem], Allah için sevmede ve kızmada, bizlere en güzel örnektir. Mümin her işinde onu örnek aldığı gibi bu hususta da onu örnek almalı ve bu husustaki yüce ahlâkını tanımalıdır. Zira onu tanımadan, bu işte muvaffak olmak mümkün değildir. Resulullah Efendimiz [sallallâhu aleyhi vesellem], bu konuya çok önem vermiş. Öyle ki sırf Allah için sevmeyi ve Allah için kızmayı, bir müslümanın imanını gösteren, Allah ile irtibatını ortaya koyan en önemli amel ve en belirleyici sıfat olarak görmüş ve bunu, namazın, orucun ve cihadın önüne almıştır.[6]
Bir kimsenin, sevdiğini Allah için sevmeden, kızdığına da Allah için kızmadan, imanın tadını tadamayacağını belirtmiş ve kâmil iman için bunu şart görmüştür.[7] Allah için sevmenin nasıl olacağını şöyle açıklamıştır:
"Kendin için sevdiğin ve istediğin bir şeyi, insanlar için de sevmelisin ve istemelisin. Kendin için kötü gördüğün ve istemediğin şeyleri insanlar için de kötü görüp istememelisin. İşte Allah için sevgi böyle olur."[8]
Allah Teâlâ, her mümine sevginin hakkını vermesi için Hz. Peygamber'e [sallallâhu aleyhi ve sellem] uymasını emretmiştir. Şu hadis-i şerif bu konuda mühim bir uyarı içermektedir:
"Şirk, gece karanlığında taş üzerinde yürüyen bir karıncanın ayak izinden daha gizlidir. Şirkin en basiti, bir kimsenin zulüm olan bir işe muhabbet beslemesi ve adalet olan bir şeye kızmasıdır. Dikkat edin din, Allah için sevmek ve Allah için kızmaktan başka bir şey değildir. Bunun için Allah şöyle buyurmuştur: Resûlüm de ki, eğer siz Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin."[9],[10]
***
Sahabilerden Ebu İdris el-Havlânî r.a. bir gün Şam mescidine gitmişti. Orada bir genç gördü ki, dişleri parlıyor, yüzü gülümsüyor ve çevresinde kalabalık bir cemaat toplanıyor.
Cemaat herhangi bir konuda ihtilafa düştüğü zaman ona danışıyor, onun görüşünü alıyorlardı. Gencin kim olduğunu sordu. Muaz b. Cebel'dir, denildi.
Ebu İdris r.a. ertesi gün erkenden mescide gitti. O genci mescitte namaz kılar vaziyette buldu. Namazını bitirinceye kadar bekledi. Sonra karşısına geçip selam verdi ve gence şöyle dedi:
- Seni Allah için seviyorum.
Muaz b. Cebel r.a.:
- Allah için mi? dedi. Ebu İdris r.a.:
- Allah için, dedi.
Muaz b. Cebel r.a. Ebu İdris r.a.'ın elbisesinin kuşağından tutup kendine doğru çekti ve şöyle dedi:
- Müjdeler olsun sana! Çünkü ben Allah Resulü'nden şöyle duydum: “Allah Tealâ buyuruyor ki: Benim rızam için birbirini sevenlere, benim rızam için birlikte oturup sohbet edenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim rızam için malını ve gücünü sarf edenlere muhabbetim vacip olmuştur.”
EN BÜYÜK NİMET
Allah için sevmek, Allah için kızmak, imanın en güvenilir ve en sağlam kulplarındandır. Nitekim Hz. Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem], "İmanın en sağlam kulpu, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir"[11] diye buyurmuştur.
Müminin en üstün hasleti; sevdiğini, Allah için sevmesi, sevmediğini de Allah için sevmemesidir. İmanın kemalini ve Allah sevgisini bu güzel haslet kazandırır. Mümin bu haslet ile imanın zevkine erişir. Yine bu haslet, Allah için olan amelin en halisidir. Nitekim Resûl-i Ekrem [sallallâhu aleyhi ve sellem], Abdullah b. Ömer'e [radıyallâhu anhüma] bir nasihatinde şöyle buyurmuştur:
"Allah için sev, Allah için darıl, Allah için anlaş, Allah için bozul, velilik mertebesini ancak bununla elde edebilirsin. Namazı ve orucu çok olsa bile bu minval üzere olmayan kişi imanın tadını alamaz."[12]
Allah'ın sevdiklerini sevmek herkese nasip olmaz. Zira Allah'ın veli kullarına muhabbet, insanı saadete ulaştırır. Allah'ın dostlarını sevmekte Allah Teâlâ'nın muhabbet eseri vardır. Çünkü Allah dostlarını seven Allah için sever. Her insan bu muhabbeti hâsıl etmeye ve kemale erişmeye gayret etmelidir.
Allah için sevenlerin hediyesi, Allah'ın sevgisi, cenneti ve cemâlidir. Her şeyi sadece nefis, şehvet, şöhret, servet için sevenler, sevgiyi zayi etmişlerdir. Bunun cezası, sevdiklerinden bir fayda görmedikleri gibi, ebedî sevgiden ve Allah'ın cemâlini seyretmekten mahrum kalmaktır. Bu ne büyük bir azaptır. Allah için sevmek, insana verilmiş en büyük bir nimettir. Kâinatın harcı, sevgi ile yoğrulmuştur. Bu sevginin kaynağı Allah Teâlâ'dır. Kâinatı saran bu sevgi, Allah'ın sonsuz rahmetidir. Ebû Zerr'in [radıyallâhu anh] bildirdiği bir hadiste Resûlullah Efendimiz [sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyuruyor:
"Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek, Allah için nefret etmektir."[13]
Aslında sevgi ve nefret, insanın gönül halini ve akıl seviyesini ortaya koyan iki özelliktir. Bir insanı tanımak için, onun kimi sevdiğini ve neden nefret ettiğini sormalıdır. İnsanın adaletini kızgınlık anında görmelidir. Mertliğini, kavgasında seyretmelidir. Akıl seviyesini, sevdikleriyle ölçmelidir. İnsanı kalbi temsil eder; kalbin içini, davranışları dışa döker.
Allah Teâlâ'nın sevdiği şeyleri seven kalp, cennet yolundadır; meleklerin ahlâkındadır, ilâhî nur ve nazar altındadır; bu gönül sahipleri Allah'ın dostlarıdır.
Haram işleri seven, zulmü beğenen, zalime özenen, hak ve hayırdan nefret eden gönüller, sevgiyi zayi etmiş, nefsin emrine girmiştir. Bu gönlün sahipleri, şeytanın dostlarıdır.
Hz. Ömer [radıyallâhu anh] ve oğlu Abdullah'ın [radıyallâhu anh] şöyle dedikleri rivayet edilmektedir:
"Bir adam gündüzleri devamlı oruç tutsa, geceleri sürekli ibadetle geçirse, fakat yüce Allah için sevip Allah için kızmazsa, bu yaptıkları ona hiçbir fayda sağlamaz."[14]
[1] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/430; Münzirî et-Tergib vet-Terhib, nr. 4452.
[2] Ebû Davud. Sünnet, 15 (nr. 4681); Tirmizi, Kıyâmet, 22 (nr. 2642)- Ahmed b. Hanbel el-Müsned, 3/440; 5/247; Münzirî, et-Tergib vet-Terhib. nr. 4454
[3] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/286.
[4] İbnü'l-Mübârek, Kitâbü'z-Zühd, nr. 353.
[5] Gazzâli, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, 3/223
[6] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/286; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, nr. 13; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 1/89.
[7] Ebû Davud Sünnet, 15; Tirmizi, Kıyâmet, 60; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/430; Hâkim, el-Müstedrek, 1/61: Ebu Ya'lâ, Müsned, nr. 1483
[8] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/247; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 1/89.
[9] Hâkim, el-Müstedrek, 2/291; Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, 9/264; Münzirî, et-Tergîb vet-Terhîb, nr. 4463.
[10] Siraceddin Önlüer, Kalbin Hastalıkları 2/188
[11] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/286.
[12] Tirmizi, Sıfatü'l-Kıyâme, 60
[13] Ebû Davud, Sünnet, 2 (nr. 4599); Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/146.
[14] Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü'l-Kulûb, 2/218; Gazâlî, İhyâü Ulümi'd-Din. 2/936; Sühreverdî, Avârifü'l-Maârif, s. 429.