GÜNÜN SOHBETİ
"GENÇLİK VE GENÇLERİ TEHDİD EDEN UNSURLAR"
Çocuklar ve Gençler bizim için bir emanettir. Onlara rehber olmak, yol göstermek büyüklerin vazifesidir. Çocuklarımıza Allah’ın bize tevdi ettiği bir emanet nazarıyla bakmalıyız. Toplumun bozuk ahlaki yapısından çocuklarımız ve gençlerimizi uzak tutmak için çaba göstermeliyiz. Resûlullah Efendimiz’in “Hepiniz çobansınız” hadisi…
Beşikten mezara devam etse de, eğitim denilince akla önce çocuklar gelir. Bunda haklılık payı bulunur, çünkü hem çocukluk dönemindeki eğitim bütün hayatı etkiler, hem de insanın eğitilmeye en çok mütemayil olduğu çağ çocukluktur. “Ağaç yaşken eğilir” atasözü bu hakikate işaret eder.
Aileye katılan her çocuk, hem çok değerli bir nimet hem de ebeveynine verilmiş ilâhi bir emanettir. “Hiçbir şeyi bilmez halde dünyaya gelen” (Nahl, 78) yavrular, her türlü eğitim ve öğretimi önce anne ve babalarından almak durumundadırlar. Hz. Fahr-i Kainat s.a.v. Efendimiz’in bildirdiği üzere “Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar.”(Ahmed b. Hanbel). Anne babalar ve elbette çocuğun yetiştiği çevre onu çeşitli istikametlere yöneltir, yönlendirir.
Anne babalar dünyaya gelmesine vesile oldukları yavrunun sevincine ilâhi emanet bilincini ilave etmeliler. Niyetlerini ve programlarını buna göre şekillendirmeliler. Bebeklerinin o tertemiz İslâm fıtratının bozulmaması, tam aksine gelişip neşvünema bulması başlıca eğitim hedefi olmalıdır.
Elbette eğitimde tek rol sahibi aile değildir. Hemen akla geleceği üzere sokak, arkadaş çevresi, okul ve hatta televizyon bile ciddi rol oynar. Kişilik oluşumundan düşünme biçimi ve iyi kötü algısına kadar pek çok şeyi şekillendirir. Ne yazık ki bütün bu etkenler dinî hassasiyet sahibi bir ailenin yapmak istediklerinin aksi istikametindedir. Ama çocuklarını seven, onlara da kendini sevdiren bir anne babanın elinden çocuğunu kurdun kuşun kapması Allah’ın izniyle öyle kolay değildir.
Sevgi bütünlüğünün olduğu, yani aile bireylerinin birbirinin sevgisini temin ettiği müslüman evleri güzel nesillerin habercisidir. Bu bütünlüğü sağlamak için, bekâr kızlarımız ve erkeklerimiz müstakbel eşlerinde dindarlığın yanı sıra duyarlılık ve incelik de aramalılar. Kaba saba, kişisel kontrolü zayıf, kendisi yeterli karakter terbiyesi almamış kadınlar ve erkekler yavrularımıza nasıl beklenen terbiyeyi verebilir, özlenen nesilleri yetiştirebilir?
Bugün için pek çok sorunun kaynağı olan televizyonu yok etmek mümkün görünmüyor ama kontrol altına almak pekâlâ mümkündür. Toplumu çürüten seviyesiz programlara dur deyip, mutlaka izlenecekse, yine izleme keyfi veren başka programlara, mesela belgesel kanallarına yönlendirilebilir. Dinî olma iddiası taşıyan kanallar ne yazık ki sahih bir din algısı inşa etmeye yardımcı olmaktan çok, indî ve arabesk anlayışı besliyor şekilde gözükmektedir.
“Kişi aile fertlerinin çobanıdır ve onlardan sorumludur.” (Buharî, Müslim) mealindeki hadis-i şerif çocuklarımıza sahip çıkmamızı emreder. Bu niyetle ve kırıp dökmeden, yukarıda söz ettiğimiz sevgi bütünlüğünü zedelemeden evlatlarımızın istikamet üzere yetişmesi konusunda hassas olmamız gerekir.
Güzel bir terbiye, iyi bir eğitim, çocuğun anne babası üzerindeki en önemli haklarından birisidir. Günümüzde işinden, meşguliyetlerinden vakit bulup çocuklarıyla ilgilenemediğini iddia eden insanlarımızın sayısı hayli fazladır. Bu çok tuhaf bir bahanedir, çünkü böyle insanlara “Kim için çalışıyorsun?” diye sorulsa, “Çoluk çocuğum için!” derler. Çocukların eğitim ve terbiyesini ihmal ederek onlar için çalışmak doğrusu anlaşılabilir bir şey değildir. Zaten bu şekilde elde edilen servet, büyük ihtimalle yanlış terbiye almış evlat tarafından tarumar edilecektir.
Aynı şekilde vatana, millete, dine hizmet gibi ulvi meşguliyetler yüzünden çocuklarıyla gerektiği kadar ilgilenememe iddiası da pek ikna edici görülemez. Çünkü hizmetlerin en değerlisi insan yetiştirmektir. Maneviyat büyüklerimiz bu konuda son derece hassastır, öyle de olunmasını tavsiye etmektedirler.
Tarihte ve toplum hafızasında iz bırakan kalıcı hizmetler hep eğitim odaklı hizmetler olmuştur. İlim öğretenler, talebe yetiştirenler aradan yüzyıllar geçse bile unutulmamakta ve hayırla anılmaktadır.
Her konuda sonuçlar Alemlerin Rabbi’nin irade ve takdiri dahilindedir. Bize düşen niyet ve çabadır. Yüce Mevlâmız’ın bize yarınlarımızı kuracak aklı, irade ve kabiliyeti verdiğini hatırlamamız gerekir. Kalbimizi katarak dilimizle yapa geldiğimiz kavlî dualarımıza, aklımızı, bilgimizi ve birikimimizi katarak yapacağımız fiilî dualar eşlik etmelidir.
Her devir, Ümmet-i Muhammed’e manen nezaret eden, istikameti sağlam tutmada en büyük terbiye projesini gerçekleştiren Allah dostu rabbanî alimlerle bereketlenmektedir. Yani “Zorlukla beraber kolaylık da vardır.” (İnşirah 5, 6) İyi niyetle, akıl ve gönül desteğine dayalı fert ve cemaat olarak gösterilen çabalar inşallah bu bereketle güzel meyveler verecektir.