GÜNÜN SOHBETİ

 

"AİLE REİSİNİN TEMEL GÖREVLERİ"

“Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti.” ayet-i celilesi ile başlayan Adem(a.s)’ın yaşam süreci, Müfessirlerin beyanına göre şöyledir: Adem (a.s) Cennete yerleştiği zaman yalnız başına yürür gider, gönül sakin olmazdı. Hak Teala Hazretleri, Adem (a.s)’a bir uyku verdi, uyudu. Hak Teala Adem (a.s)’ın sol eğesinden Havva validemizi yarattı. Ona Cennet elbiselerinden giydirdi. Ve Havva Validemiz, Adem (a.s)’ın baş ucuna gelip oturdu.
Adem (a.s) uyandığı zaman başı ucunda bir kadının oturduğunu gördü. Melekler onu imtihan etmek için sordular: “Bu kimdir?”
Adem (a.s) cevap verdi: “Bir kadındır”
“İsmi nedir?”
“Havva’dır”
“Niçin Havva’dır”
“Deri’den yaratıldığı için”
“Niçin yaratıldı”
“Ben onunla sakin olayım, o da bende sakin olsun diye yaratıldı” 
Nitekim Allah-u Teala: “Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah'tır.” buyurdu.
Müfessir Elmalı Hamdi Yazır bu ayet-i celilenin tefsirinde demiştir ki: “Allah-u Teala, o nefsin eşini de ondan kıldı. Âdem nefsi veya beşerî nefis veya insani nefis denilen o bir tek nefsin eşi olan dişisini de yani Havva'yı da ondan yaptı ve onun cinsinden kıldı. Aynı nefisten, onun parçası veya eşi olarak hem erkek, hem dişi yarattı. Tabiattaki tekdüzeliğin zıddı olarak aynı kökten ikinci bir tür yaratıp öbürüne çift, yani eş yarattı. Ve bu suretle onun eşini de kendi cinsinden kıldı. Erkekleri Âdem'den yaratıp da kadınları başka bir kökten başka bir cinsten yaratmadı. İnsanın eşini yine insandan yaptı. Şu halde erkek bir nevi insan, kadın bir nevi insan olmakla beraber ikisi de aynı kökten, aynı cinstendir. İkisi de insandır, ikisi de beşerdir. Ve biri öbürünün tamamlayıcısı, eşidir. "Size sizin nefisleriniz cinsinden eşler kıldı." Bundan dolayıdır ki, siz erkeğiniz ve dişinizle iki ayrı nefisten değil, bir nefis cinsindensiniz. Allah onun eşini de onun nefsinin cinsinden kıldı ki, o erkek nefis, o dişi nefis olan eşine sükûn bulsun diye. Onda kendinden bir özellik görüp onunla ünsiyyet etsin ve aralarında izdivacı sağlamak suretiyle heyecanını yatıştıracak bir sevgi ve itminan bulsun da ondaki emanet bunda karar kılsın. Bunun içindir ki, izdivaçtan sonra aralarında uyum ve sükûn bulunmadığı, öfke ve nefret bulunduğu zaman boşanma ve ayrılma meşru kabul edilmiştir. Zira ilâhî hükme göre karı-kocalığı geçerli kılan şey aralarındaki uyum ve sükûndur. Bir tek nefisten erkek ve dişi nevilerinin yaratılmış olmasının hikmeti de budur. Bundan dolayı erkek ile dişi birbirine nikâhlandı.“ 
İşte bu belirtilen husus gereğince, nikâh akdi ile evlilik kurmuş Müslüman erkek ve kadın, bir vücut gibidirler. Birbirlerine karşılıklı olarak riayet etmeleri gereken hakları ve edepleri vardır. Bunlar içinde farz, vacip, sünnet ve mubah olanları vardır. Bunlara, derecelerine göre layık oldukları önemi vermek ve tatbik etmek hem emr-i ilahi, hem sünnet-i Peygamberi,hem tarikat adabı, hem de saadetleri gereğidir. 
EVLİLİĞİN HEDEFİ VE HELAL RIZIK
“Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin.” ayet-i celilesine ittiba eden bir mü’minin önce niyetini kontrol etmesi gerekir.
Evlenen kişinin niyeti; sünneti yerine getirmek, kalbinin salahını sağlamak, dininin selametini temin etmek, gözlerini haramdan korumak ve iffetini muhafaza etmek olmalıdır. Zira Müslüman bir kimse, bu sayılanlara dikkat etmekle yükümlüdür. 
Ailesinin geçimini temin ederken hep Allah-u Teala'ya yönelmesi müstehaptır. Ahirete hazırlık maksadıyla işlediği amellerin hanımı tarafından da yerine getirilmesi yönünde yaptığı nasihatlerde de aynı şekilde davranması yine müstehaptır. Böylece hem kendi işlediği amellerden dolayı sevap kazanır, hem de kendisinin hatırlatması ile bu amelleri işleyen hanımı sebebiyle sevap elde eder. 
Kişi, hanımının hakka uyması yönünde samimi ve nasihat edici; zarar görmemesi için de ona karşı şefkatli ve merhametli olmalıdır. Bunları yaparken de, Allah-u Teala'nın rızasını kazanmayı birinci sıraya koymalıdır.
Nitekim Resulullah (s.a.v) bu hususta şöyle buyurur: "Kişinin hanımına yaptığı her harcama kendisi için sadakadır. Kişi, hanımının ağzına koyduğu bir lokma için dahi sevap kazanır!" 
Başka bir hadis-i şerifte, bu kişinin Allah yolunda cihad eden biri gibi olduğu ifade edilmiştir. 
Adamın biri, âlimlerden birine: “Allah-u Teala bana her türlü ameli işlememi nasip etti!” diyerek, kendisine bahşedilen nimetler arasında; hac, cihad ve diğer bütün ibadet çeşitlerinin bulunduğunu söyledi. Alim: “Peki, ebdal/seçkin veliler zümresinin ameli nerede?” diye sordu. Adam: “Ebdal zümresinin ameli nedir?”diye sorunca, âlim: “Helalinden kazanmak ve ailesinin nafakası için harcamak!” dedi.
Abdullah b. Mübarek (rah), düşmanla cihad etmekte olan dostlarına şöyle der: “Şu anda yaptığımız amelden daha faziletli bir amel biliyor musunuz?” Dostları: “Hayır bilmiyoruz! Bu yaptığımız amel, Allah yolunda cihad ve O'nun düşmanları ile savaşmaktır. Hangi şey bundan daha faziletli olabilir?” diye sordular. Abdullah b. Mübarek (rah): “Fakat ben bundan daha faziletli bir amel biliyorum!” dedi. Dostları: “Nedir o?” diye sorduklarında, şöyle dedi: “Çoluk-çocuğu bulunan iffetli bir kimsenin yaptıklarıdır! Bu kişi gece kalkar; çocuklarının üzerleri açılmış mı diye bakar; açılanların üzerini örter, üşüyenleri kendi elbiseleri ile sarar. İşte bu kişinin ameli, bizim Allah-u Teala'nın yolunda yaptığımız şu cihattan daha faziletlidir!” 
Selef-i Salihinden bir zat şöyle der: "Günahlar içinde öyleleri vardır ki; ancak geçim için sıkıntı ve üzüntü çekmekle affedilir!" Konuyla ilgili olarak gelen bir rivayette: 
"Günahlar içinde öyleleri vardır ki; onlar için ancak geçim için çekilen sıkıntılar onu temizler!" buyrulmuştur. 
Evli kişi kadınlara karşı sabırlı ve onlardan gelecek ezalara karşı da tahammüllü olmalıdır. Kadınlarla güzel bir şekilde geçinmek, kişinin sevap kazanmasını sağlayan salih amellerdendir. 
AİLE FETLERİNE FARZ OLAN İLİMLERİ ÖĞRETMEK
Evlenecek kişinin hayız (kadınların adet) halleriyle ilgili hükümleri, o muayyen günde meydana gelen değişiklikleri, loğusa (doğum yapan kadın) hakkındaki hükümleri, bunların en uzun ve en kısa sürelerinin ne kadar olduğunu öğrenmesi gerekir. Aynı şekilde istihaze (İstihaze: Hayız kanı dışında gelen kana denir. Yani üç günden az veya on günden fazla gelen kana istihaze (özür) kanı denir. Bu kan diğer organlardan gelen kan gibidir. İstihaze kanı gelen kadından namaz ve oruç yükümlülüğü düşmez. Bu durumdaki kadın ile cinsel ilişki haram olmaz) ile ilgili hükümleri, ne zaman temizlendiğini bilmesi ve hanımına da öğretmesi gerekir. 
Böyle yapmakla, hanımının dışarı çıkarak bu konuları başka erkeklere sorma zahmetinden kurtarır. 
Bunun yanında ailesine, bilinmesi gerekli farzları; namazla ilgili hükümleri, İslâm'ın diğer hükümlerini, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'a göre bilinmesi gerekli itikat esaslarını öğretmesi gerekir. 
Eğer erkek bu söylenenleri yerine getirirse, kadının bu konuları öğrenmek için çıkıp âlimlere müracaat etmesine gerek kalmaz. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat mezhebine göre Allah’ın birliği, İslâm'ın ve imanın temel esasları konusunda bilinmesi zorunlu olan konularda eksiği bulunan hanımlar, bu konudaki eksiklerini tamamlamak için dışarı çıkabilirler. Ancak bilinmesinde zorunluluk değil de fazilet bulunan konuları öğrenmek için hanım kocasından izin almadan dışarı çıkamaz. 
Kadın kocasını haram kazançlara zorlamamalı ve günah işlemeye sebep olacak yollara sevk etmemelidir. Erkeğin de kötü yollara girmemesi, dünya için ahiretini satmaması gerekir. Eğer hanımı kendisi ile birlikte iyilik ve takva üzere sabrederse onunla evliliğini devam ettirir. Eğer hanımı kendisini günaha ve düşmanlığa sürükleyecek olursa, o kadından ayrılması gerekir. Eğer ayrılacak olurlarsa, Allah-u Teala herkesi kendi lütfu ile ihtiyaçtan kurtarır. 
Denilir ki: Kıyamet gününde kişinin yakasına ilk olarak yapışacak olan hanımı ve çocuklarıdır. Yakasına yapışır, onu Allah-u Teala'nın huzurunda durdurur ve şöyle derler: “Ey Rabb’imiz! Bizim hakkımızı bu adamdan al! Bu adam bilmediklerimizi bize öğretmedi! Bilmediğimiz hâlde bize haram yedirdi!” Sonra, adamdan hanımının ve çocuklarının hakları alınır.
Konuyla ilgili olarak gelen bir rivayette şöyle denilir: "Kul mizanın önünde durur. Dağlar gibi yığılı iyilikleri vardır. Ailesini gözetip gözetmediği, onların haklarını yerine getirip getirmediğinden sorguya çekilir. Ardından, malını nereden kazandığı ve nerelere harcadığı sorulur. Kendisine sorulan her soru ile işlediği amellerin karşılığı olan dağ gibi yığılı sevabı biter. Sevabından eser kalmaz. Sonra bir melek: “Şu adam; dünyadaki bütün iyilikleri ailesi tarafından yenilen ve amelleri ile bu gün rehin kalan biridir!” diye ilan eder." 
Bu yüzden seleften bir zat şöyle der: "Allah-u Teala bir kulun kötülüğünü murat ettiğinde, ona dünyada parçalayıcı dişleri olan bir canavar musallat eder." Parçalayıcı dişlerden maksat ailesi ve çocuklarıdır. 
Bu konuda gelen bir rivayet şöyledir: "Bir kimse, çoluk çocuğunu cahil bırakmaktan daha büyük bir günah ile Allah-u Teala'ya kavuşmaz!" 
Konuyla ilgili meşhur bir rivayet de şöyledir: "Sorumluluğu altında bulunan ailesini zayi etmesi kişiye günah olarak yeter!" 
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun!" 
Görüldüğü gibi aile, burada kişinin nefsinden bir parça kabul edilmektedir. Emir ve yasakları öğrenip uygulamak suretiyle kendi nefislerimizi nasıl ateşten korumaya çalışıyorsak, aynı şekilde onlara da emir ve yasakları öğretmek suretiyle ailemizi ateşten kurtarmamız bizlere emredilmektedir. Bu ayeti tefsirinde şöyle denmiştir:
"Kadınlarınıza öğretin ve onları terbiye edin!" 
Konuyla ilgili olarak diğer bir hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz. İmam (devlet başkanı) çobandır ve halkından sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve ailesinden sorumludur. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da evinden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve koruması istenen şeylerden soru
mludur."
Geçmiş Duyurular  Güncel Duyuru