GÜNÜN SOHBETİ
"Hizmet Ahlakı"
Yüce Rabbimiz, insanoğlunu yaratılmışların en şereflisi kılmıştır. Akıl, düşünme, konuşma, faydayı zararlıdan ayırabilme gibi kabiliyetler vermiş, paha biçilmez nimetlerle bedeni ve ruhi varlığımızı donatmıştır. Dünyayı insana beşik kılmış, uçsuz bucaksız kainatı ve içindekileri insanın emrine, hizmetine sunmuştur. sasda
Kainattaki hiç bir şeyin boşuna yaratılmadığını, Yüce Rabbimizin Kitabı Mübini'ndeki beyanlarından biliyoruz. Zerreden kürreye kadar her şeyin bir varlık hikmeti bulunmakla beraber her ne varsa ölçülü ve sistemli yaratılmıştır.
Yüce Rabbimiz, kâinatı bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen varlıklarla donatmış ve en mükemmel varlık olan insanoğlunun hizmetine sunmuştur
Yeryüzü ve içindeki bütün varlıklar, toprak, su, hava, hayvanlar, bitkiler, ay, güneş, yıldızlar, gece ve gündüz... Kısacası her şey Cenab-ı Rabbü’l-Alemin’in yarattığı gaye istikametinde insanlara hizmet veriyor.
Madem ki, her şey bir nizam ve intizam içinde hareket ediyor ve yaratılmış her şey insanoğluna hizmet için görevlendirilmiş peki bu âlemde yaratılmışların en şereflisi olma özelliğini elinde bulunduran insanoğlu, kendi varlık sebebi üzerinde niçin düşünmez? Kâinattaki her şeyin bir hizmeti yerine getirmek için var edildiğini görüyorken, kendinin hangi hizmeti görmesi gerektiğini niçin araştırmaz?
En mükemmel varlık olarak yaratılan, Âlemlerin Rabbi’ne kulluk için seçilen, dahası yeryüzüne O’nun halifesi olarak gönderilen insan, hiç şüphesiz başıboş değildir. Büyük vazifeler ve önemli hizmetler için var edilmiştir. İslam, bütün bu hakikatleri açıklayan ve bunlara göre bir hayat programı sunan yegâne dindir.
Rabbi ile irtibatını sağlam tutmaya çalışan, O’nun dinini hayatının merkezine koyan bir mümin, bu yaradılış gayesini bilen ve kendini ona göre ayarlayan kişidir. Zerreden kürreye kadar bütün mevcudat nasıl boyun eğiyorsa, o da Rabbi’ne boyun eğmiştir, O’na teslim olmuştur. Zaten İslam kelimesinin bir anlamı da budur. Böyle birinin kalbi, kendisinden beklenen ilahi vazifelere hassas ve açıktır. 0nun için hayat, doğum ve ölümden ibaret değildir, bilakis ahret hayatının başlangıcı ve tarlasıdır. O nedenle burada yaptığı her şeyin toprağa atılan tohum mesabesinde olduğunun farkındadır. Ahirette ektiklerini biçeceğini gayet iyi bilmektedir.
Bu açıdan bakıldığında denilebilir ki, müminin hayatı hizmetten ibarettir. Mümin, evvela güzel kullukla, taat ve ibadetlerle kendi ebedi hayatına hizmet eder.
“O gün insanlar, yaptıklarının karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük dönecekler. Kim zerre kadar iyilik yaparsa onun mükâfatını görecek. Ve kim zerre kadar kötülük yaparsa, o da onun karşılığını görecek.” (Zilzal suresi ayet-6-8)
İlahi ferman gereği, ahiret yurdunda iyilik ve güzelliklere erişmek için çabalar. O’nun çizdiği emir ve yasaklar dairesini, yani Allah’ın sınırlarını gözetir. Bütün bunları yaparken amellerine güvenmek yerine, Yüce Rabbi’nin rızasını, rahmet ve şefkatini kazanmayı amaçlar.
Anlaşılan odur ki, herkes eninde sonunda yaptıklarının karşılığını bulacaktır. Ayetler, dünyada yapılan en küçük hayır veya şerrin bile kaybolmayacağını, ahiret gününde bunun hesabının verileceğini ve karşılığının ödül veya ceza şeklinde alınacağını ifade eder. (Bkz:Kehf suresi ayet-49;Enbiya suresi ayet-47)
Hz, Peygamber (s.a.v) de "Bir yarım hurma veya bir güzel sözle olsun ateşten korunun" (Buhari, Edeb,34) şeklindeki buyruğuyla kişinin, karşılığını Allah'tan bekleyerek iyi niyetle yapacağı en küçük bir hayrın dahi onu ahret günü ateşten koruyabileceğini belirtmiştir.
Öte yandan Resulullah Efendimiz (s.a.v):“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” buyurarak, insanlara faydalı hizmetlerde bulunmayı tavsiye etmiştir. Anne-babanın, evlatların, gerekli hallerde akrabaların ve diğer bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayarak hizmette bulunmak, farzdan müstehaba kadar değişik hükümler içermektedir.
Dinimizin tarif ettiği hizmet vazifesini yerine getirmek için mutlaka maddi zenginlik gerekmiyor. Günümüzde düşülen yaygın yanlışın aksine, her insanın kendi haline göre yapabileceği bir hizmet mutlaka vardır. Güler yüzden çocuk terbiyesine, muhtaç birinin ihtiyacını gidermekten güzel komşuluğa, Allah'ın (c.c) mescitlerini temizlemekten yolda mü’minlere rahatsızlık verecek şeyleri kaldırmaya kadar geniş bir alan, hizmet çerçevesinin içine girer. Hal ve imkâna göre bu çerçevenin bir yerinde mutlaka yer almak gerekir. Özellikle hayır amaçlı organizasyonlara katkıda bulunarak küçük imkânların büyük hizmetlere vesile olmasını sağlamak, bugün için büyük önem arz eder.
Öyleyse;
Hizmet müminin aynasıdır.
Hizmet, imanın ve güzel Müslümanlığın belirtisidir.
Hizmet, iyi niyetin adıdır.
Hizmet, Rahmani tecellilerin kuldaki yansımasıdır. Kul Rahman ve Rahim olan Rabbini tanıdığı ölçüde O’nun kullarına merhametli, faydalı ve yakın olur. Resulullah (s.a.v) Efendimizin tarif buyurduğu üzere, gerçek Müslüman, insanların kendisinden bir zarar görmediği, herkesin ondan rahat ettiği, emin olduğu, fayda gördüğü bir kimsedir. Kendisine güvenilmeyen, insanları sevemeyen ve kimse tarafından da sevilmeyen kimse imanın tadını tadamaz.(Buhari, İman,4-5)