GÜNÜN SOHBETİ
KALBE RAHMET SUYU: SOHBET
Kalp, ilahi muhabbet ve marifet için yaratılmıştır, onu masiva ile eğlendirmek zulümdür.
Kalp, hem insanın göğsündeki malum et parçası (yürek), hem de söz konusu ilâhî cevherin adıdır. Dinî ve tasavvufî bağlamda kalp, bilgi ve düşüncenin kaynağı veya aracıdır. Bir et parçasından ibaret olan kalple bir ilişkisi olmakla birlikte ondan ayrı bir şeydir. Bu anlamdaki kalbe "rabbânî latife" ve "ilâhî cevher" de denilir. Rabbânî latifeye kalp denilmesi bu manevî cevherin vücuttaki kalp ile ilişkisinin bulunması, işlevlerinin onun aracılığıyla gerçekleşmesi dolayısıyladır.
Kalp, değeri ölçülemeyen bir cevherdir. Zira kalp, yüce Allah'ın nazar ettiği çok özel bir yerdir, insanın asıl niyeti kalbinde gizlidir. Kişi, onunla Allah'ı tanır, sever ve O'nun yakınlığını hisseder.
Dünya ve dünyalıklara kalbi bağlamak çok kötü bir hastalıktır. Kalp, Allah'ın nazar yeri olduğundan Allah'ın muhabbetinden ve sevgisinden başka şeylerin girmesi o kalbin ölümüne sebebiyet verir. Kalbin gıdası, Allah Teâlâ'yı tanımak ve sevmektir. Helâk olmasının sebebi ise Allah Teâlâ'dan başka şeylerin sevgisine dalmaktır.
Kalbin tadı, nurdur, zikirdir, rahmettir, sevgidir, ilahi huzurdur, Allah için muhabbettir, kardeşlerle sohbettir. Mümin için sürekli ve vazgeçilmez bir vazife de sohbettir. Sohbet, insanın kalbini takviye ve nefisini terbiye için lâzım olan en faydalı yollardan biridir.
Sohbetle Şekillenen Hayat
İnsan hayatı sohbet üzere kuruludur. Sohbet, kendi cinsiyle bir olmak, ortak dille dertleşmek ve aynı hayatı paylaşmaktır. İnsan, ünsiyete muhtaçtır. Ünsiyet, birileriyle yalnızlığı gidermek, derdini dindirmek, sevgiyi paylaşmak ve muhabbet etmektir.
Tek başına olmak, yüce Allah’a mahsus bir haldir. Peygamberler bile hayatı insanlarla paylaşmak zorundadır. Tek başına din de yaşanmaz dünya da. Onun için ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s) tek başına bırakılmamıştır. Her şeyden önce hayatı paylaşacağı, muhabbet edeceği bir eş yaratılmış, Hz. Havva validemiz kendisine arkadaş yapılmıştır. Böylece, insanlık hayatı iki insanın muhabbet, sohbet ve beraberliğiyle başlamıştır. Kıyamete kadar gelecek bütün insanlar da bu usul üzere yaşayacaklardır.
İki türlü sohbet vardır. Biri güzel, diğeri kötüdür. Güzel olan sohbetin edebi ve hedefi güzeldir. Sohbetin edebi helâl ve harama dikkat etmektir. Hedefi ise Allah rızası ve cennettir. Güzel sohbet, güzel arkadaş ve güzel çevre demektir. Güzel arkadaş, din ve dünya adına hiçbir zarar vermeyen, sözü ve işi ile faydalı olan kimsedir.
Kötü sohbet, kötü arkadaş ve kötü çevre ile oluşur. Hedefi dünya menfaati ve boş heveslerdir. Bu beraberliğin hedefi gibi edebi de bozuktur. Kötü sohbet, din ve dünyaya yaramayacak, boş ve nâhoş konuşmalardan oluşur. O, helali bırakıp harama dalmaktır. Yalan, iftira, gıybet, alay ve dedikodudan zevk almaktır. İnsanların şeref ve namusunu zedeleyecek, kötü işlere özendirecek, güzel şeylerden nefret ettirecek bütün sözler kötü sohbettir. Bunu yapanlar kötü arkadaştır. Böyle sohbetlerin yapıldığı yerler kötü meclistir. Tövbe edilmezse böyle bir sohbet ve dostluğun sonu ahirette birbirine düşman olmak ve ebediyen ağlamaktır.
Arkadaşını Söyle, Kim Olduğunu Söyleyeyim
Sohbet bir aynadır. İnsanın içini yansıtır, cevherini ortaya koyar. Meyil ve muhabbetini gösterir, fıtratını tanıtır. Yani, insan sevdiği ve hayatını paylaştığı dostları ile ölçülür, arkadaşları ile tanınır.
Herkes sevdiği ile beraber olur. Bu beraberliğin aslı, sevenlerdeki ortak özelliklerdir. Aynı cinsler, benzer fıtratlar, ortak yaratılışta olanlar birbirleriyle kolayca tanışır, sevişir ve kaynaşır. Birbirlerine ayna olurlar. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü bunun için söylenmiştir.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: “Ruhlar, değişik sınıflara göre dizilmiş ordular gibidir. Ruhlar âleminde birbirleriyle tanışanlar (ortak özellikler taşıyanlar), dünyada kolayca tanışıp kaynaşırlar. Orada birbirlerine yabancı olanlar, burada da zıtlaşıp dururlar.”( Buhârî, Enbiyâ, 2)
Hadis-i şerifte bildirildiği gibi insanların birbirleriyle tanışıp kaynaşmaları farklılık gösterir, ama insanların her zaman uyumlu olabildikleri insanlarla birlikte yaşama imkânına sahip oldukları söylenemez. Bizimle aynı meşrep, aynı mizaçtan olmayan insanlarla da yaşamak zorunda kalabiliriz. Her iki halde de, yani uyumlu ya da uyumsuz olduğumuz insanlarla birlikte yaşadığımız sürece, en temel insanî ilişkimiz sohbettir. Burada önemli olan sohbetin Allah (c.c) için olmasıdır.
Samimiyet Yoksa Sohbet Olmaz
Allah (c.c) için sohbetin temelinde İlâhî sevgi yatar. Bu sohbet, hakkı öğrenmek, öğretmek ve yaşamak için yapılır. Böylesine yapılan sohbet, Allah (c.c) yolunda dost olmanın ve bu dostlar ile güzel ahlâkı elde etmenin temelini oluşturur.
İşte bu, Allah (c.c) yolunda cemaat olmaktır. Bu cemaat, asıl vazifesinin iyiliği öğretmek ve kötülükten sakındırmak olduğunun farkındadır. Ki bu vazife müslümanlara farzdır. Her müminin bu farzı gücü nisbetinde yerine getirmesi gerekir.
Bu farzı yerine getirmede birinci adım, kalben iyiliği sevip kötülükten nefret etmektir. İkincisi, iyilerle beraber olup, kötülerden kaçınmak; üçüncüsü ise insanları iyi işlere davet edip kötü işlerden sakındırmaktır. Dördüncü ve en önemli adım ise güzel ahlâkı bizzat yaşamak ve buna ölene kadar devam etmektir.
Allah Resulü, “Din nasihatten ibarettir.”(Müslim, İmân, 95) buyurmuştur. Nasihatin iki manası vardır. Biri samimiyet, diğeri hayra davettir. Bu hadis-i şerif, Allah (c.c) için sohbette nasihatin önemine dikkat çekmiştir. Hadisin devamında bu samimiyetin, Allah'a (c.c), Kitabı’na, Resulü’ne, müslümanların başındaki imama ve bütün müslümanlara karşı korunması gerektiği belirtilmiştir.