"TEVBE"
Tevbe, insanoğluna Cenab-ı Mevlâ’nın verdiği en büyük nimetlerden biridir. Çünkü insan hata yapar, günah işler ama bir uyarı, yakınlarını alıp götüren ecel onu sarsar, pişman olur. İşte bu pişmanlığı ebedi hayat için kıymetli yapan şey tevbedir. Allah Tealâ da tevbe kapısını hep açık tutacağını bildirmiştir.
Meşhur alimlerimizden İmam Nevevî, Riyazü’s-Salihîn adlı hadis derlemesinde tevbe için şunları söyler:
“Alimler ‘günahın her çeşidinden tevbe etmek gerekir’ demişlerdir. Eğer günah, kul ile Allah arasında olup kul haklarıyla ilgili değilse, bu günahtan tevbenin üç şartı vardır:
Birincisi günahtan tamamen uzaklaşmak. İkincisi günahı işlediğine pişmanlık duymak ve son olarak da bir daha dönmemeye kesin karar vermektir. Bu üç şarttan biri bulunmazsa kişinin tevbesi sahih olmaz. Eğer günah kul hakkı ile ilgili olursa, ilk üç şartla birlikte, hak sahibinden helallik almak da gerekir. Eğer bu hak, mal ve benzeri bir şey ise sahibine geri verir.”
Müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de tevbenin gerekliliği ile ilgili birçok ayet vardır:
“Ey iman edenler! Hep birlikte Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr, 31)
“... Ancak tevbe ve iman edip iyi bir davranışta bulunanlar başkadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Kim tevbe edip iyi bir davranış gösterirse, şüphesiz o tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.”
(Furkân, 70-71)
Tevbe ile ilgili pek çok hadis-i şerif de varit olmuştur. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: “Gündüz günah işleyenler tevbe etsinler diye Cenab-ı Hak gece rahmet elini uzatır. Gece günah işleyenler tevbe etsinler diye yine
Cenab-ı Hak gündüz rahmet elini uzatır. Bu durum, güneş battığı yerden doğuncaya kadar devam eder.” (Müslim, Ahmed b. Hanbel)
Yine buyurmuştur ki:
“Eğer günah işleseniz ve günahlarınız göklere kadar ulaşsa, sonra da tevbe etseniz Allah Tealâ sizin tevbenizi kabul eder.” (İbn Mâce)
Tevbe müminin günahlarından arınması, kalbinin temizlenmesidir. Tevbe, yeniden yola koyulmak, esas hedefe yönelmektir.
Allah Rasulü s.a.v. buyurmuştur:
“Mümin bir günah işlediği zaman kalbinin üzerinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe eder, günahı kalbinden çıkarır ve bağışlanma dilerse, kalbi tekrar eski parlaklığına kavuşur. Eğer günah işlemeye devam ederse kalp üzerindeki siyah noktalar da artar, nihayet kalbi tamamen kaplar. Kalbin üzerini kaplayan bu pas ve kiri Cenab-ı Hak ayette şöyle ifade eder: ‘Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları kötülükler kalplerini kirletmiştir.’ (Mutaffifîn, 14)”
Bir başka hadis-i şerifte de Allah Rasulü s.a.v.’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Günahına pişman olan Allah’ın rahmetini, kendini beğenen ise Allah’ın gazabını bekler. Ey Allah’ın kulları! İyi bilin ki, herkes amelinin karşılığı görecek, iyi amelini dünyada görmeden dünyadan ayrılmayacaktır. Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir. Gece ve gündüz bir binektir. Bu binekler üzerinde ahirete doğru güzel bir yolculuk yapın. Uzun emelden sakının, yapmanız gerekenleri ertelemeyin, çünkü ölüm ansızın geliverir. Allah Tealâ’nın suçun akabinde hemen ceza vermemesi sizi aldatmasın. Çünkü cehennem size ayakkabılarınızın bağından daha yakındır.”
Allah Rasulü s.a.v. bu sözleri söyledikten sonra şu mealdeki ayeti okumuştur: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl, 7-8)
Hakiki bir tevbe bizleri arındırdığı kadar gönlümüzü de rahatlatır. Çünkü insanı hiç günah işlememiş gibi eski haline döndürür. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. böyle müjdelemiştir. Tevbe ümitli olmaktır, Allah’tan ümidi kesmemektir. Yaşadığımız çağda toplumların, insanların bir çıkmaza girmiş olmasının sebebi, iman ve tevbe kapısına başvurmamalarındandır. Tevbe eden kul, hayatında yeni bir sayfa açar. Allah’a karşı görevlerini aksatmaz, kendine Allah’ın emrettiği gibi bir davranır, çevresindekilerin hakkına hukukuna itina gösterir.